Rapunzelin Garsoniyeri

Rapunzel dediğin, garsoniyer’e kapatılmış bir kızcağız aslında. Bilmem kaç metre saçı var, kuaföre gidemiyor. Rezidans kulede suit daire, ama banyo tuvalet kendisi temizliyor.

Üstelik bunları yaparken üstüne bir eşofman çekme lüksü de yok. Tarlatanlı tuvaleti ile bütün gün bekliyor.
Yerim öyle prensesliği!

Bütün gün beyaz at kolla camda. Beyaz at möhim çünkü. Üstündeki kim olursa olsun. İş ata kalsaydı Arap Şeyhlerinin haremleri buldumcuk’un sözlük anlamı olmaz mıydı?
Rapunzel’in kaderine inat, saçları kesmek gerek. Beyaz atlı prens gelince de ‘ Ayyy … Şimdi bunun pisliği çok kokar, sakın evin önüne park etme!’ diye burun kıvırmalı.
Kılı tüyü fora edip, mızıklayan olursa ‘e işte, el değmemiş’ deyip prensin yüzündeki tiksinmeyle dumur karışımı ifadenin tadını çıkarmak hoş olurdu.

Ne yemek var diye sorulunca haşlanmış patatesi dayayıp ‘ne yapalım mantı açanı mı gördük ki öğrenelim?’ bakışını takınıp manikürsüz ellerle patates kabuklarını soymaya başlamalı mesela.

Kuleden bozma garsoniyerde, nişasta tüketmekten 30-40 kg alıp protein diyetine başlayacağım diye prensin atını kesmeli Rapunzel. Prens buna bozulursa beni buraya kapatan cadı bile senden iyiydi ahh ahh bilemedim ben kıymetini diye böğüre böğüre ağlamalı mesela.
Bizim Rapunzel, senelerce orada kaldığı için elbette Agorafobik olduğundan arkadaş grubuyla sadece kendi garsoniyerinde -pardon ‘kulesinde’ – görüşmeli.
Yıllar Yıllar uyuduktan sonra bir başka at hırsızı tarafından öpülerek uyandırılan uyuyan güzel, en iyi arkadaşı olmalı bizim Rapunzel’in. İki günde bir gelir prenslerini çekiştirmeliler.
“Amaaaaan Şekerim, nalların sesi uzaktan hoş geliyormuş. Ne öpüşmüş o. Bir öptü, o günden beri uyku haram oldu. Hayır güzel öpüşüyor mu onu bile bilmiyorum. Neticede ben uyuyordum. O günden beri de TIK yok. Yemekti bulaşıktı gece zor yatıyorum . Keşke bıraksaymış, az daha uyusaymışım. Mis gibi her yanı cam, manzaralı yatak. Ne karışan ne görüşen var. Rüyalar, Rüyalar…. Ama ne sonra, yok illa öpücem!…”
Rapunzel de kafasını sallayıp ‘haklısın şekerim bilemedik biz kıymetini, ne rahatmış aslında. Nohut oda bakla sofada tek başıma gül gibi yaşıyormuşum’ demeli.
Sonra gökten 3 elma düşmeli… Düşmeli de; bizim kızlar ne demeli?
Rapunzel sızlanmalı : Elma ne yaaaa, domates olaydı. Salça yapacağdık.
Uyurken hunharca öpülerek uyandırılan güzel kankasına arka çıkmalı mesela: Valla domates ne iyi olurdu ben de tarhana dökeceğdim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir