Bir Deniz Kızı Hikayesi Bölüm 5- Atargatis’in Öpücüğü

Aslıhan Yaşarlar tarafından tarihinde yayınlandı

Kendisinden daha önce böyle pullanmış ve sağlıkla yaşamış birinin olduğunu duymak içini rahatlatsa da bir yandan da “acaba” diyordu. Bu kadar az görülüyorsa, dedesinde de aynısından bulunan bir adamın teknesine bindiği günün akşamında bunun olması bulaşıcı bir hastalık belirtisi olabilir miydi? Belki de Koray ve ailesi ve daha birçok insan bağışıktı bu hastalığa. Şansına Ege tutulmuştu bu hastalığa. Olamaz mıydı yani?

İçi ürperdi, toparlanmaya karar verdi. Çok uç bir senaryo olsa bile gerçek olduğunu varsaysa bile madem bu kadar az bulunan bir durumdu şu an hayatta olmayan kader arkadaşı hakkında daha çok bilgi almalıydı.

-Hadi bakalım ben balığımızı hazırlayayım pişerken anlatırım sana. Çok havalı hikayesi vardır Atargatis öpücüğü’nün.

Boş gözlerle bakan gence yaklaşıp pullarını işaret ederek tamamladı sözlerini.

-Atargatis öpmüş seni delikanlı…

O gürültülü kahkahalarından birini atarak balığı alıp temizlemeye koyuldu.

-Ah Thessalonike ahh. Sen de beni bulup öpsene güzelim. Haha Haha Hahahaha……

Atargatis hakkında biraz bilgisi vardı. Evet ilk Denizkızı, Efsanevi Tanrıça Atargatis’i konuya meraklı herkesin bildiği kadar biliyordu, Atargatis’in öpücüğünü ise daha önce duymuş  ya da okumuşsa bile hatırlamıyordu.

Oturup telefonundan hızlı bir arama yaptı. Atargatis Öpücüğü

Bunu mu demek istediniz? Tanrıça Atargatis

Yeniden yazdı “Atargatis’in öpücüğü”

Bunu mu demek istediniz? Atargatis İlk Deniz Kızı, Atargatis efsanesi

Yeniden yazdı. Kiss of Atargatis

Did you mean this? Atargatis The Mermaid

“Vakit kaybı” diyerek telefonu kenara bıraktığında Kaptan balığı temizlemiş teknenin bir ucunda yer alan ızgarayı yakıyordu.

-Ben ne yapayım kaptan?

– Sen bize Deniz Kızı Eftalya’yı getir.

Kafası iyice allak bullak olmuştu. Kendi kendine kahkahalar atan, Thessalonike’ye ilan-ı aşk edip “deniz kızı eftelyayı getir” diye buyuran bu adamla denizin ortasında bir başına kalmaktan korkması gerekirken fazlasıyla sakin hissediyor oluşuna şaştı.

-Haha Hahah Hahaha. Meşhur bir rakı markasıdır o. Sizin yaşlar da ne içiyorsunuz bilmiyorum. Dolapta Eftelya olmasa da Yeni model bir şişe olacak. Sen onu al gel delikanlı.

-ha, haaa… Tamam Kaptan hemen.

Şişeyi aldı, filmlerdeki gibi çay bardakları ile içeriz herhalde diye düşünürken ışıldayan kadehleri bulup çıkardı. Dolapta gözüne ilişen domatesleri söğüş yapıp sabah kahvaltısında simitlerle bitiremedikleri peynirleri de yanına koyarak güvertedeki açılır kapanır mekanizmalı masaya özenle yerleştirdiğinde keyifli bir ziyafet hazırdı.

– Vayy vayy. Helal olsun. Böyle misafire bayılıyorum.

– Senin o kadar zahmetine karşılık benim yaptığım ne ki Kaptan? Başka ne lazım?

-Doldur bakalım kadehleri. Ateş kıvama geldi balığımızı koyuyorum şimdi.

Balığı Thessalonike’nin saçlarını okşarmışçasına yavaş ve nazik biçimde ızgaraya yerleştirdikten sonra küçük bir buzluktan buzları kapıp misafirinin yanına geldi. Yeniden girdiği ufak mutfaktan elinde ufak bir tabakta lakerda ve zeytinyağı ile döndü.

-Bak bu lakerdayı kendim yaparım. Kendime ve arada sırada gelen dostlarıma yetecek kadarını. İddialıyımdır da, böylesini en lüks yerde yiyemezsin.

Dolu kadehlerini kaldırdılar

“Thessalonike’ye içelim o zaman” dedi Kaptan:

“Thessalonike’ye” diye tekrarladı Ege.

İçtikten sonra üzerine zeytinyağı döktüğü pırıl pırıl lakerdanın tadına baktığında Kaptan’a gözleriyle teşekkür etti. Gerçekten severek yapılan her ürün gibi, sadece fiziken değil ruhen de doyum sağlayan böyle bir lakerda daha önce yememişti.

-Yaaaa, demiştim ama. Haha haha hahahaha övünmekte haklıyım değil mi?

-Offf ben böyle bir lezzet tatmadım! Of off off. Müsadenle bir lokma daha alacağım balığı beklemeden.

– Haha hahaha hahaha …… Afiyet olsun

Ege ağzındaki lakerdanın, uzun süredir beklediği sevgilisine kavuşur gibi rakı ile buluşması üzerine şiir bile yazabilirdi şu an. Vuslatın en değişik betimlemesi bu olur herhalde diye düşünerek keyiflendi.

Kaptan kocaman balığı bir tepsiye koyarak ufak masanın ortasına yerleştirdi. O ana kadar elinde kadehiyle ayakta duran Ege masanın bir tarafına, Kaptan ise karşısına oturdu.

-Eskiden daha çok çeşit olurdu. Şimdi “balık yedik” demek yetiyor. Ben senin yaşlarındayken bile balık çeşidi o kadar çoktu ki adıyla söylerdik. Şimdi zaten balık dedin mi üç beş taneden birini yemişsindir diye sorulmuyor bile. Dedemin gençliğinde ise daha da çokmuş çeşit. Masal anlatır gibi anlatırdı da biz inanmazdık. Şimdi ben anlatırken gençlerin inanmayan bakışlarını görünce anlıyorum ki haklıymış. Benim çocukluğumdaki balıkların bile bugün adı sanı kalmamışsa onun gençliğinde kim bilir deniz bize hangi nimetlerini sunuyordu?

Dedesinden bahsi açınca heyecanına engel olamadı Ege.

-Dedeniz de denizciymiş doğru mu anladım?

-Sizli bizli mi olduk şimdi? “Sen” de yeter. Tabii ki denizciydi, hatta ben kendime denizci demem. Dedem “Denizin kendisi benim” derdi bazen. Haha haha tabii kaçıncı dublede derdi bunu hatırlamıyorum ama derdi işte. “Ölünce beni denize atın. O beni besledi, ben de ölünce onu besleyeceğim” derdi. Balıklara borcunu ödeyecekmiş. Olmaz müsade etmezler filan diye itiraz ederdik, yeminler etirirdi hepimize kutsalı üzerine. Neyse zaten sezdi bizim beceremeyeceğimizi herhalde ki denizde veda etti bize.

-Nasıl yani?

– Tekneden düştü bir gün. Ben küçüktüm. Babam daha iyi hatırlıyor. Gözlerimizin önünde düştü. Ne yüzeye çıktı, ne de boğuştu. Babamla amcam peşinden atladı ama bulamadılar. Biz ümidi kesip aramayı bıraktık ama her gün haber bekledik. Arandı tarandı, velhasılı… resmi arama kurtarmadan da iyi bir haber gelmedi. Sembolik bir mezar yapıldı. Devletin, elalemin gönlü oldu, dedemin de gönlü oldu. İstediği gibi denizin koynunda kaldı.

-Mekanı Cennet olsun Kaptan.

-Cennetinde zaten

Kadehinden bir yudum daha alıp konuşmaya devam etti.

-Bence hüzünlü bir hikaye değil bu. Dedem isteğine kavuştu. Biz geride kalanlara burukluk bıraktı sadece. Ben mesela, o çocuk halimle çok kıskandım ve kızdım bile ona. Hayaline kavuşmak için bizi bıraktı diye bencillikle bile suçladım onu içten içe. Babam çok kızardı bana. Ölünün arkasından konuşulmazmış. O hikayeleri başına denizde bir iş gelirse biz üzülmeyelim diye anlatıyormuş dedem, ben neden duamı okuyup üzüleceğim yerde sinirleniyormuşum filan filan.

Bir tek amcam kızmazdı bana. Dedem düştüğünde kocaman bir kuyruğun onu aşağıya çektiğini, dedemin o anda nasıl gülümsediğini gördüğümü biz orada korku ve endişeden ağlarken onun gülerek denizin dibine indiğini anlatırken itiraz etmeden dinlerdi beni.

O kadar sabırla dinlerdi ki “sen de gördün değil mi amca” diye sorduğumda evet diyeceğini düşünürdüm.

Görmediğini; ama çocukların, yetişkinlerin göremediği mucizeleri görebildiğini ve benim gibi gönül gözü açık bir çocuğun dedemin mutlu olduğuna tanık olmasının normal olduğunu söyledi defalarca.

Zamanla ölmüş dedeme kızmayı, dev kuyruğu düşünmeyi, dedemin gülüşünü anlatmayı bıraktım. Hayat devam ediyordu.

Kaptan dedesinin ölümünü anlatırken bencil görünmemek için kendini tutuyor olsa da Atargatis’in öpücüğü ile ilgili birşeyler öğrenmek isteğiyle yanıp tutuşuyordu Ege.

-Hasta olmadan, acı çekmeden, hayallerindeki gibi kavuşmuş ölüme.

-Öyle tabii… Zaten onun hasta olup ölmesini beklemezdin tanısan. Sapasağlamdı derken abartmıyorum. Bir gün nezle/grip bile olduğunu hatırlamıyorum. Babam da anlatır; hava buz gibiyken denize girer çıkar saatlerce güvertede oyalanır, tayfanın dişleri birbirine çarparken o titremeyi bırak, üşüdüm bile demezmiş.  Havasını atardı tabii. “Beni Atargatis öptü, her derda devadır öpücüğü, sizin hastalıklarınız bana uğramaz” derdi.

-Atargatis öptü derken neyi kastediyordu sence Kaptan?  Ben hiç rastlamadım böyle bir efsaneye ya da hastalığa

-Rastlayamazsın. Bazı efsaneler vardır dilden dile aktarılır, heyecanı, aşıladığı umut ya da saldığı korku oranında popüler olur. Hatta kültürler arasında geçişlerle isimleri değişse de anahatları ile aynı kalır. Bazı hikayeler ise sadece belli insanlar tarafından bilinir, her yerde de anlatılmaz. Atargatis öpücüğünü Dedemden dinlerdim küçükken. Onun anlatışı ile babamın anlatımı arasında bile çok büyük farklılıklar vardı. Gayet sade ve heyecansız anlatırdı babam. Dedemin denize açıldığı gecelerde beni uyutabilmek için mecburen Atargatis öpücüğünü anlattığı zamanlardan bahsediyorum. Yoksa Dedem evdeyse her seferinde heyecanla ve farklı unsurlarla süsleyerek anlatan dedemle yarışamazdı babamın anlatımı. Neyse çok uzattım.

– Yoo lütfen Kaptan, keyifle ve merakla dinliyorum.

-Peki o zaman. Babamın anlatımı ile özetleyeyim önce. Hatta bak taklidini de yaparak anlatayım. Hahaha Haha Haha!

Sonraki Bölümü Oku


0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir