Hayırsız Kupa Valesi

Hayırsız Kupa Valesi

Lise yıllarını iskambil kartlarından kupa valesine aşk falı açarak harcamış bünyemle, şimdi otopark ararken “VALE” tabelası gördüğümde fena bozuluyorum. “Değnekçi” yaz. Hatta “deynekçi” yaz. Neden VALE? Gençliğimi boşa harcamışım. 

Bu otopark işleri de ülkemin nadide bölgeleri arasından bazılarında meşhurmuş. İstanbul’un belli bir bölgesinde bir yerde otopark işi yapabilmen için nüfus kütüğünde yazan yer önemliymiş. Meali şu: mafyası varmış işte… Ben bilmem, söyleyenlerin yalancısıyım.

Mesela bir bölge Malatyalı otoparkçılara diğer bir bölge Karadenizlilere aitmiş. Kısacası bölge-bölge, sokak-sokak baştan paylaşılmış. Kimse üstüne alınmasın, bölgeleri attım şu an. Otopark sektörüne hakim değilim. Sektörün kralı Kars bölgesiyse, adımız geçmedi diye alınmasınlar lütfen.

Hayal ettim o istişare toplantısını. Düşünsene kelli felli adamlar, ellerinde tesbih, bellerinde beylik tabancaları harita üzerine eğilmiş paylaşım yapıyorlar. Maça Ağa’sı diyor ki bu bölge benim. Karadenizli baba diyor ki olmazzzzz. Orası Aslı’ya yakın. Kız senelerce kupa valesine fal açtı. Bir hukukumuz, gönül bağımız var. Benim olacak oralar!!!

Hayır en kötüsü de ne biliyor musun? Arabayı teslim ederken para alıyorlar. Vicdansız! Gençliğimi sana ve iskambil kartlarına verdim diye haykırmak istiyorum. Bazı bölgelerin tarifesi de yüksek. “20 TL ablacım” diyeni var. Ona, o kartları tek tek yedirsem yeridir. 10 TL’ye abla tamam da, 20 ye bari “hanımefendi” de, hatta “Hanfendi” de, ona da razıyım.

Ya da yap bir abonman paket bana. Yıllık aidatı neyse vereyim.

Yalnızzz o zaman “Sultanım Hoş geldin”, “Majesteleri güle güle” şeklinde muamele isterim.

Demek ki neymiş? Neye niyet, neye kısmetmiş:)

Son olarak aşkı fallarda arayan genç bünyelere önerimdir: Üzülmeyin kupası, maçası, sineği, karosu; fal niye açmadı diye. Şanslıysan, zamanı gelince o destede jokeri buluyorsun:)
Allah bahtınızı açık etsin.

Projenin Hası, Kadının Ütopyası

Projenin Hası, Kadının Ütopyası

Daha önce yazmıştım. Yine tekrarlamak istedim. Malum, sayımız artıyor ama belki geriye dönük yazılarımdan okumamış olduklarınız vardır (duymamış olayım! Evlerden ırak) diye geri dönüşüm yapayım istedim.

Bence biz boşuna yanlış yerlere yatırım yapıyoruz ülke olarak. Ben çözdüm bile. Türk Dil Kurumu meseleye el atacak arkadaş. Vursun masaya yumruğu (alışığız biz millet olarak).
Sevgili TDK, diyecek ki bundan kelli cümlelere Kadın veya Erkek gibi ayrımcılığı destekleyen, özendiren, etiketleyen özneler koyulması yasaklanmıştır. Kanuna karşı gelen, bu cümleleri kuran, kurduran, azmettiren ya da özendiren kişi ve kişiler hakkında bilmem kaçın bilmem kaçıncı bendi uyarınca temyiz hakkı da bulunmaksızın, taksim meydanında sallandırılmak suretiyle cezai işlem uygulanacaktır.
Yaaa işte bu. Sözde ayrımcılığı bitirirsen özde de bitecek. Ayrımcılığın bittiği, herkesin birbirine insan olarak baktığı yerde de muhteşem sonuçlar bizi bekliyor olacak.
Devrin projesine imza attım şu an, haberin yok. Şimdi gülüyorsun bıyık altından. Ucu nerelere dokunuyor hayal edemiyorsun da ondan. Proje çıktıları şöyle olacak:
1)Turizm gelirin artacak . Daha az turist taciz olursa daha çok turist gelir. Yoksa sen sanıyor musun elin manken İsveçlisi bayılıyor onca yolu gelip, sana kalçasını elletmeye.
2) Töre cinayetlerinde azalma da olur. Mevcut durumumuzda dayı kızı muhtarın oğluna yan bakınca öldürülüyor ya amcaoğlu da aynı töreye tabii olacak. Baktı diyelim Muhtarın kızına yan gözle, vurulma riski var. E nolcak tabii bu töre işi yavaş yavaş rafa kalkacak. Bilir Anadolu erkeği işini. Sen merak etme.
3) Tecavüzler azalır. Mahkemeler rahatlar. Sokakta birbirine bakanlar erkek kadın değil insan olarak görürse, ilk izlenimde kıkırdaksı yapılarda gereksiz hareketlenmeler yaşanmaz. Çok isterse sorar alır cevabını. Zorla bir gasp oranı daha düşük olur. Yoksa mevcut durumda saçı uzun olan her canlı bir potansiyel olarak görülüyor. Sonra okuyoruz 3. Sayfalarda keçiler, koyunlar filan… Yani saçı geçip kıla,tüye,yüne bile yürünüyor. Sıfırlanır demiyorum oran. Sonra yaptık olmadı demeyin. Ama azalacak vallahi dene gör.
4) İş yerinde ayrımcılık azalacak. Çünkü ilanlarda bay/bayan ayrımı koyamayacaklar ya. Süper değil mi? Hemen değil ama ayrım bittikten bir süre sonra yavaş yavaş aynı işi yapan farklı cinsler arasındaki parasal adaletsizlik de son bulacak. Cinsiyetler arası ayrım kalktığından, erkek yoğun iş yerlerinde mevcut durumda her pazartesi dönen spor, çapkınlık, küfür sohbetlerine ayar gelecek. Patron mutlu olacak. Kalkındırıyorum sizi, haberiniz yok.
5) Evlerde romantizm ve elbette akabinde erotizm artacak. Çünkü ‘erkek adam zırt pırt seviyorum demez’ tarihe karışacak. Erkek okuyucular kızdı şu an bana. Dur bak sana da faydası var, bekle biraz sabır. Ben adaletli insanım. ‘Kadın dediğin çok istekli olmayacak’ klişesi de rafa kalkacak. Düşünsene; seni isteyen ve istediğini belli etmekten utanmayan bir kadınla erotizm daha keyifli değil mi? Hayır istemem diyen varsa Allah Mesut etsin. Ayrıca bildiğim iyi donmuş balık satıcıları var. Adreslerini özelden istersen yazarım. Bu da sana kıyağım olsun.
Bu maddede bir not düşeyim. Benden günah gitsin. Kuru sıkı sevişin arkadaş. Korunun yani. Sonra bir de nüfus planlaması projesi ortaya koymak için kafa patlatmayayım. Uğraştırmayın beni.
6) Emlak sektörü patlayacak. Yaaaa buralara nasıl geldik? Kafa 1500 oldu değil mi?
Haha….Benim kadar geniş bak dostum resme. Bir düşün erkek öğrenciye verilemeyen evler tarih olacak. Şu an öğrenci yurtlarının nüfusunu da rahatlattım, Allahım ne analitik insanım:)
7) Garson Emekçiler Derneği bana plaket verecek. Efenim? Niye güldün, yine dar düşünüyorsun. Evet inanmazsan inanma. Yapsın TDK düzenlemeyi bak gör. O plaketi almazsam neyim. Restaurantta kadın sipariş vermez, erkeği sözcü kullanır klişesi de ortadan kalkınca alacağım o plaketi. Sen sanıyor musun o garson kardeşim bayılıyor erkeğin havada şıklattığı anahtar sözcükler ‘şefim bakar’ mısınla ayağına çağrılmayı. Sen hiç gördün mü bu hareketi yapan dişi? (Ben bir tane gördüm kendisiyle artık görüşmüyorum) Düşün şimdi bu hareketle gidiyorsun masaya. Genelde bir elinde menü olur sipariş veren şahsiyetin diğer el istemsiz göbekte dairesel hareketler çizer. Hoş mu şimdi yani? Bence değil. Neden? Çünkü bilinçaltı öyle kodlanmış ya, olduğundan daha testosteron sahibi görünme çabalarıdır bunlar. Ben bu motivasyonla oturduğu halinden daha kıllı masadan kalkan adam gördüm. Beyin gücüyle hormon seviyesini arttıranlar var aramızda, düşün sen adamlardaki motivasyonu. Halbuki böyle zorlama olmasa, dişi kişilik de siparişini verebilse ne hoş olur. Genelde uzaktan bir parmak diğeri yanında hafif bükük hafif havaya kalkar, göz teması kurulur. Ama sınıfta parmak kaldırır gibi değil. O sebepten orta parmak da hafif kırık işaret parmağın yanına konur. Öyle omuz boyunu da geçmez parmağın hizası. Bağırmak filan yok. Göz teması ve dudaklardan okunacak bir pardon veya bakar mısınız yeterlidir. Şimdi koy kendini garson karakterin yerine, hangisi daha hoş? Hangisinin verdiği siparişi unutmazsın? Yaaaaaaa. Aydınlandın değil mi? Şu an restaurantlarda da çalışan motivasyonunu arttırdım. Helal bana…

Listem daha uzun yaptım fizibilitesini. Ne var yani iki özne değişecek ama bak hayatımızda neler değişecek. Gri hücrelerim çalışıyor ama tüm proje detaylarımı burada paylaşıp çalınma riski yaratmak istemiyorum. Biri fikrimi almaya gelirse seve seve paylaşacağım. Daha çoooook akla zarar projelerim var.
Biri akıl etsin de bir dahaki seçimde beni aday göstersin. (Tabii seçme ve seçilme hakkının devam etttiğini varsayıyorum, saflık işte benimki. Ne Polyanna şahsiyetim haha kendime güldüm). Ya da aday göstermeyecekseniz en azından biriniz change.orgda bir imza kampanyası başlatsın. TDK kadın erkek diye başlayan cümleleri zinhar kabul etmesin diye bir kampanya uyar bana.
Ne diyorsun olmaz mı? İnsanlık yetmez, illa işeme ve üreme uzuvlarını da dahil eden öznelerle devam edeceğim diyorsan sana son kıyaklarım. Al buyur burdan yak.
“Kadın hayır derse belki demek, belki derse evet anla.” (Kız evladın varsa huylandın mı? Huylan zaten)
“Anasının kuzusu adam ya….” (e çocuğa bakmak sadece annenin görevi olursa öyle olacak elbette ne bekliyordun?)
“Kadın olsaydı abicim. Çekmiş altına eşofman üstünde bir kirli tshirt sonra e niye aldatıldım?” (e ev süpürürken, evye ciflerken Victorias Secret’a mı bağlayacaktı. Al bakalım eline o tuvalet fırçasını da seksapelini görelim koçum)
“Buz gibi kadın. O ne öyle ölü balık gibi. Avrupalı öyle mi ya?” (E ılık olunca da yollu oluyor abicim. Nasıl olacak o ayar. Bir de kıskançlık var serde. Ulen başkasına da ılımasın hatun diye düşünüp dünyayı dar etmiyor mu çoğu? Önce sen ne istediğine karar ver netleş sonra görüşelim) Bu tip acımasızlığı hemcinslerimiz daha fazla yapıyor ayrıca. Bakımlıysan aşüfte, değilsen pasaklı, güler yüzlüysen mavi boncuk dağıtan, beğendiğin oranda dekolte giyiyor ama partnerine sadıksan ‘gösterip de vermeyen’ oluyorsun.
Ne oldu terbiyesiz mi dedin bana? İnan bana senden daha fazla terbiyesiz değilim. Sadece gerçeklerle yüzleştiriyorum seni.
Yine de iki seçenek var önünde. Ya gel bir imza kampanyası başlat önce sözde sonra özde ayrımcılık bitsin, ya da sen iyisi mi eski düzen 3 maymuna devam et.
Asrın projesini ve bu haftalık yazımı burada sonlandırırken erkeklerin ellerini sıkar, bayanların omuzlarından sarılıp yanaklarından öperim… Haha değil tabii ki. Kadınıyla erkeğiyle hepinizi öpüyorum yanacıklarınızdan. Yalnız sakal traşı olmamışlar bir adım geri dursun:)

Zıpkın Kozmetiği

Zıpkın Kozmetiği

Survivor’a katılsam; bütün oyunları kazanmak için inanılmaz performans sergilerim. Sebebine gelince: tamamen kişisel bakım odaklı.

Yemek işini oyunlardan çözelim de adadaki coconutlar bana kalsın isterim. Kendime hindistan cevizlerinin yağından sütünden nemlendirici yaparım. Çünkü adaya düşsem yanımda olmasını istediğim şeyler 3 başlığa sığmaz. Vücut, göz, yüz, gündüz, gece, ayak kremi vb. liste uzar…
O coconutların yağını takım arkadaşlarımın iştahından korumak için sınırlarımı inanılmaz zorlayabilirim. Hatta ve hatta Norveçli balıkçıların ve İsviçreli bilim insanlarının yüzü suyu hürmetine; zıpkınla balık avlama işinde ustalaşıp, varsa somon türevi cilde iyi gelen balıkların da korkulu rüyası olabilirim. Semirerek adadan dönen ilk takım olarak Survivor tarihinde yerimizi alabiliriz. Dominik sahillerinde somon olmayabilir. Yine de vardır elbet omegası bol, yüzgeçli benzer arkadaşlar.

Buradan Sayın Acun Ilıcalı’ya sesleniyorum! Ünlüler-Gönüllüler yerine, yağlı ciltler-kuru ciltler takımları olsun. Bak sen o zaman gör asıl çekişmeyi.
Bu kadar krem sevdalısıyım, yıllardır kullanıyorum da  Victoria’s Secret mankeni mi oldum? Yooo. Ama kullanmasaydım ne olurdu onu bilemiyoruz.
Neyse efenim; göz kremimin dibi geldi. Bu sefer başka bir marka alayım istedim. Yeni markanın çok faydası oldu. Göz altlarımı filan bilemem ama fiyatı görünce 3. gözüm açıldı. Aydınlandım. Dedim bunlar boş, hep dünya işleri.
Kısaca, sırf bir tüpüyle yepyeni bir göz sahibi oldum. Eski ikisi kırışsa da olur artık.
Tavsiye ederim. Kozmetik bedenen ve ruhen iyi geliyor.

Hadi bugünlerde mırın kırın etmeyeceğim. Erkeği kadını sakalı bıyığı salabilirsiniz. Yeter ki sağlıkla kalın.

sanatta protest yaklasim

Sanatta Protest Yaklaşımlar

Nerede mide bulandıran görsel/karikatür/video varsa bulup gönderen bir arkadaşım var.

Bu arada kusmak için, peristaltik hareket denilen havalı isme sahip kasılma hareketinin, mideden ağıza doğru gerçekleşmesi gerekiyor. Okuyoruz okuyoruz bir aydınlanma yok demeyesin sevgili okur. Al sana bilgi. Okulda öğrenmiştim. Hayatım boyunca bir işime yaramadı. Burada kullanayım havam olsun. Sen de öğren, ama kullanAma.

Bilgilendiysek devam edelim. Cancağızım arkadaşımın gönderdiği videoda, dayının biri halka açık bir meydanda heykelle halleniyor. Heykel derken herhangi bir metafor kullanıyorum sanma. Bildiğin heykel. Hani meydanlarda, parklarda olanlardan. Flört durumu vb. yok. Çıplaklık söz konusu değil. Kendinden emin, konuya da hakim. Giriş ve gelişmeyi atlamış sonuca bağlamış direkt, ama mutlu görünüyordu.

Gözünde canlandırdın mı? Yok mümkün değil ama peki. Yine de izleme sakın. Valla cinsellikten soğursun.

Elbette adettendir deyip “ıyghh, vıygkk, iğyyrençççç” gibi kontes çizgime yakışır tepkiler verdim. Akabinde özüme döndüm. Kafamda deli sorular. Mutlu sonundan sonra, kahveye taş oynamaya gittiğinde arkadaşlarına anlatmış mıdır?

“Ortiii! Bi iş tuttum ki sorma. Görsen taş taşşş.”
Yalan mı? Değil. Dayı acınası bir sapık olsa da; yalancı diyemeyiz kendisine.
Gözümüz aydın! Hatunları geçip tüylü kıllı hayvanlara bile taciz, tecavüz var diye şaşırıp üzülmeye başlamışken yeni bir seviyeye ulaştık.

Heykeltıraş suç duyurusunda bulunsa mesela sanatıma hakaret diye. Hayal ettim buldum. Karar şöyle: Kaçmadı, herhangi bir bekaret kaybı söz konusu değil. Dayının beraatine, heykeli ortalık yere bırakmasından ötürü heykeltıraşın 5 yıl hapsine ve temyiz hakkı bulunmaksızın heykel aktivitelerine yasak getirilmesine karar verilmiştir. İlaveten; masum dayıyı yoldan çıkardığı hususundaki suçu sabit görülmüş olup; heykeltıraşın, dayının nikahlı eşine 10 000 TL manevi tazminat ödemesine hüküm verilmiştir.

Sonra dedim “kızım ön yargılı olma”. Adam belki cinsel arzularını tatmin peşinde değildir. Protest bir sanat aktivitesi gerçekleştiriyor da olabilir. “Sanat için sanat mı, toplum için sanat mı?” tartışmasına dayı son noktayı koydu. “Toplum için sanat” diyerek cümle aleme fikrini beyan etti. Yine de kendisini ikaz edeyim. Bu şekilde bir protest gösteriyi, her heykelle denemesin. Maazallah antik Yunan heykellerinde vücut hatları muazzam(!) Tanrı heykelleri var. Ayrıca Hitit Dönemi hayvan figürlerinde batarlı delerli hatlar mevcut.

Dayı uzak dursun, geri kalan herkes sanata yakın dursun dilerim. Erkeği kadını, sakalsız bıyıksız olanlarınızı yanacıklarından öper, Allah sizleri, evlatlarınızı ve hatta evde büfede, şömine üstünde, sehpada duran masum biblolarınızı sapıklardan korusun derim.

Pıtır Pıtır Sevda

Pıtır Pıtır Sevda

Sevgililer günü münasebetiyle vıcık vıcık sevip sevilip koklaştınız mı?
Aferin size. Ben yapamadım bu sene. O sebeple de burun kıvırıp aman canım ne gerek var diyen güruha katıldım. En önde “Sevene Her gün Sevgililer Günü, bu kapitalist sistem oyunlarına kanmayın” yazan pankartı taşıyarak Taksim’e kadar kortej eşliğinde yürüdüm.
Yapmadım elbet:)
Sırf sevdaya olan saygımdan yapmadım. Yoksa 32 Km yürüyemeyeceğim için değil. Ne olacak yani. Şimdi başlasam….. 2 gün sonra Halkalı civarında en yakın mezarlıkta gömersiniz beni. Aslında az daha yürüsem belki yaklaşır Teşvikiye Camii’nde daha havalı bir cenaze törenim olabilirdi. Olsun Halkalı da iyidir.
Efenim benim sevdiceğim sevgililer günü akşamında uçakta olduğundan ben kutlayamadım bu sene. Yine de bu beni durdurmadı.
Sevgi paylaşıldıkça büyüyen bir şey. Paylaşıp Sevgi Pıtırcığı olayım istedim. Tanımadığım bir çiftin Sevgililer Gününü kutladım.
Nasıl mı oluyor? Basit bir organizasyonu var. Şimdi Restoranın otoparkına yanaşırken arabaların ön camlarına baktım. Torpidosunun üstünde tek gül olanların tamamını inceledim.
Altında en büyüğünden bir zarf olan mavi bir aracı gözüme kestirdim. En büyük zarf onundu. Sırf çiçekçiden alınma bir zarf değildi belli ki. İçinde belli ki güzel satırlar, belki sağlam bir aşk şairinden alıntı mısralar var.
Şimdi bu çifti kutlamayayım da ne yapayım. Yavaşca arabaya sürttüm. Agh ulen deyip geri vitese alıp bir daha sürttüm. Oghhh. Garanticiyimdir bilirsin.
Böylelikle bir tanışmayı garanti ettim. Valeye dedim çağır gelsin SAHIBI. İnsancıklar belki tam da romantizmin doruğundayken şaşkın bir kadının arabalarına sürtmeleriyle buz gibi havada otoparka arzı endam ettiler.
Neyse efenim baktık işte. Klasik havalı “parmakla boyayı yoklama hareketi” filan. Sonra arabayı çektik yine baktık. Bir şey olmadığına karar verdik. Ya kusura bakmayın böyle bir günde de filan filan diye başlayan özür ve tebrik cümlelerimi sıraladım. Böylelikle hiç tanımadığım bir adamla kadının sevgililer gününü kutladım.
Şimdi aklıma geldi umarım adam bir evlilik teklifi filan planlamamıştır o akşam. Yıllar yıllar boyu torun torbaya anlatılacak bir öykü olmak istemem.
Düşünsene adamın saçı sakalı beyazlamış hala iki kadehten sonra anlatıyor o geceyi. “Tam yüzüğü şarap kadehine attım, otoparka çağırdılar. Döndük ki kadehler gitmiş. Müessese özür niyetine bize şampanya göndermiş. Gitti bir yıldır parasını biriktirdiğim tek taş. Vıyy Vıyyy

Tavsiye ederim yapın. Sevgi paylaşıldıkça büyüyor. Misal o çift muhtemelen o akşam beni ve soy ağacımı oldukça sevmiş olsalar gerek.
Sevgileriniz daim olsun.

La Mer

La Mer

Bazı lisanlarda kelimelerin de cinsiyeti var. Aslında en arıza olduğum durumdur malum cins ismi dışında öncelikle üreme uzvu üzerinden kategorize etmek. Lakin bazı şairane unsurları da yok değil hani. Örneğin nefes alıp vermeyen olgu ya da nesnelere cinsiyet atfedilmesi daha çok iltifat gibi geliyor bana.
Deniz mesela; Fransızcada dişi “la mer’ Türkçede ise başına sonuna herhangi bir cinsiyet ayrımı konulmuyor. Hayret aslında severiz böyle işleri. Lisanı es geçmişiz demek.
Neyse ruhum kabardı neşelendi, iki laf edeyim derken yine anarşiste bağladım. Yok say buraya kadar olanı.
Bak ne diyeceğim deniz bence kesinlikle hatun. Sadece Fransızca’da öyle tanımlandığı için değil. Bazen narin çarşaf gibi koy mis kokulu göğsüne başını hafiflesin tüm vücudun. Bazen sert ve dalgalı. kayaları yıllar süren sabırlı gayretiyle yontan; yontulmam, şekil almam diyeni de kuma dönüştürüp; mukavemet gösteren kayaların önüne bırakıp bak mukavemet gösterirsen senin de sonun bu diyen sebatı, sabrı takdire şayan bir kainat. İçinde hayat var. Can veriyor. Yeri geliyor can da alıyor.
Çok neşeli, çok zarif, çok bereketli, çok renkli, çok serin, çok sıcak, bazen elinde terliği azarlayan bir anne gibi ürkütücü. Hani sevsen mi, yoksa bağrından çıkıp arkana bakmadan uzaklaşsan mı karar veremediğin türden.
Üstelik karaya göre daha bütünsel. Çeşit yadırganması daha az. Deniz ürünleri salatası yadırganmaz mesela. Halbuki koysalar menüye toprak ürünleri salatası garipseriz değil mi? Ben garipserim. Sorarım şimdi mantarlar mı var, fasülyeler otlar mı yoksa bunlara ek olarak toprakta yaşayan canlılar da var mı diye. Bence su ürünleri daha kolay kaynaşıyor. Sudan çıkan böcekleri yerim mesela. Halbuki karadaki benzer bir kabukluyu henüz yemedim. Sanırım denemem de zor. Bence deniz suyu ana rahmi gibi; içinde yüzen her şey bir şekilde karındaş ve resmi bütünleyen detay gibi. Yadırganmıyor bir araya gelmeleri.
Evet deniz kesinlikle kadın. Kocaman bir rahmi var. Her dakika, her saat değişen bir ruh hali var ve üstelik duygu devinimini paylaşmaktan da utanmıyor. Sırf bundan utanmayışı bile kanıttır. Kesinlikle hatun.

Bak ne kadar hakim oklavaya.
Dalgadan yufkaları açarken başında yazması seri hareketler yapıyor. Akşamına da takıyor şıkır şıkır deniz kızı kuyruğunu, boynuna deniz kabuklarından kolyesini, süzülüveriyor. Baktı kıyıda bir grup ateş yakmış güzelliğini seyrediyor, başlıyor fısır fısır şarkısını söylemeye bir yandan da ay ışığıyla flörtleşmeyi unutmuyor tabii.

Her kadın gibi güzelliği, bilgeliği, koruyuculuğu, besleyiciliği sevilsin görülsün istiyor.
Ben gördüm seyrettim güzelliğini hatun. Şarkını dinledim, kokunu içime çektim. Seni ay ışığına, ay ışığını sana emanet ettim. Aşkınız daim olsun.

İntikamda Kopça Paradoksu

İntikamda Kopça Paradoksu

Her lezzetin bir “olur”u, bir “en güzel hali” var. Şimdi sana hangi balık tavada, hangisi ızgarada güzel olur onu anlatmayacağım. Dur az sabır.
İntikamın soğuğu makbuldür konulu 3/5 laf edeceğim. Lazım olursa bakarsın senaryolara.
Bir ricam da intikam konusunda gurme değilsen lütfen boşa zaman harcama. Buradaki detaylar intikam fast foodcularına göre değil.
İntikamcının fast foodcusu nasıl mı olur? Şöyle tatlım. Canını her sıkana küfür sallayıp canını yaktım sanıyorsan intikam konusunda fast foodcusun.
İkinci intikam fast foodcusu da yekten sen bana bunu bunu böyle böyle yaptın/dedin diye Türk Dil Kurumu gibi sözlük anlamı verir. Karşısındakinden de suçlulukla dökülen gözyaşları eşliğinde ah ben ne eşşeğim yakarışları beklemek şeklinde ütopik hayaller kurar. Bu hayaller sadece Yeşilçam filmlerinde son sahnede gerçek olur. Öyle safsan da okuma. Bana gurme lazım. Şöyle gereğince marine edilmiş, ağır ateşte pişirilmiş, soğumuş, beklentinin de ötesinde intikamlardan keyif alanlar lazım yani. Diğerleri geri dursun, hiiiç boşa zaman harcamasın.
Kurallar:
Kural 1. Öncelikle soğuk servis mühimdir. Sıcak servis aynı lezzeti, hazzı vermez. Bunu unutma.
Kural 2: Hazırlık aşamasında yorulup bıkıp vazgeçeceksen hiç başlamayacaksın. Tarifi yarım uygularsan tam ters etki yapar senin canın yanar. Bunu da koy cebe.
Kurallarda mutabıksak; gelelim ihtiyaç listesine…
• Kızgın bir ruh hali olacak. Soğumasına izin vermeyeceksin. Benmari usulü hafif ılıkta tutacaksın bir süre. Oda sıcaklığından hallice olsun yeter. Çok ısıtırsan için yanar, heyecana kapılıp aceleyle yüzüne gözüne bulaştırırsın.
• Merhametin varsa onu bir kavanoza kapayıp en kuytu köşede bir rafa kaldıracaksın.
• Henüz bu işlerde yeniysen eş zamanlı olarak birden fazla intikam projesini bir arada yürütmeyeceksin. Acemi aşçının aynı anda birden fazla yemek yapmaya kalkıp iyi ihtimal birini, genelde ikisini birden yakması gibi bir sonuç elde etmen muhtemeldir. Kısaca “step by step baby”.
• Sabrını ve aklını ayrı bir yerde birebir oranında karıştıracaksın.
• Ketum olacaksın. Yalan söylemeyeceksin; lakin gerçeklerin bazılarını kendine saklayabilecek ketumluk şart. Bu bölümde yalan severler için bir parantez açayım; eğer illa söyleyecekseniz yalan konusunda usta olduğunuzdan emin olun. Yoksa karışmam.
• Aşçı yamağı kabilinde herhangi birini planına ortak etmeyeceksin. Edilecek kişiler ancak küçük hedeflerini bilmeli. Büyük resmi asla paylaşmayasın aman. Böyle intikam alacağım bundan/bunlardan diye zinhar dökülmeyesin. Bilirsin bir yemeğe çok şef karışmaz. Ama bak küçük hedeflerle yardımcı oyuncu kullanabilirsin. Başrolü kaptırmak istemeyiz değil mi bebeğim.

Püf Noktaları:
Şimdi gelelim ana hatlara, püf noktalara. Bu aşamada sana olay verip üzerinden intikam senaryosu yazmayacağım elbette. İşin prensibini anlatacağım. Durumlara göre sen yazacaksın senaryonu.
Her türlü cins/cinsiyet durum koşul olayda ortak kural: intikam sürecinde eş zamanlı olarak o kişiyi havalara kaldır. Şımart, alkışla….Tırmansın da tırmansın. Hemen “olmaz” deme. Şöyle düşün elinde bir tabak var onu kıracaksın bu kesin. Ama tuz buz emek istiyorsan en tepeden atacaksın. Sen beni dinle şişir de şişir, önce zirveye taşı.
Örnek olarak
Diyelim ki sen hatunsun intikam alacağın kişi de hatun. Bu senaryoda konu ne olursa olsun en acı intikam sevdiceğini elinden almak veya elinden almaya değer biri değilse veya senin zaten bir sevdiceğin varda bu topa giremiyorsan sadece onun çapkınlığını hatuna ispat etmektir. Bu durumda şöyle başlıyoruz. “Aman da ne yakışıyorsunuz, ne cici bebişleriniz olur. Keşke sizin gibi bir çift olabilsek. Bak diyim, bu adam seni seviyor” diye diye hatunu adama iyicene aşık edeceksin. Ben buna Kopça Paradoksu diyorum. Kopçayı açmak için iki ucunu kavuşturur yaklaştırır gibi yaparsın da en birleşik anında ayırıverirsin hani. Tam da o hesap. İyice vıcık olsun. “Aman da ne tatliş sevgilim var benim” desin. Tam da öyle dediği anda o sevdiceğinin sana yazıldığı gerçeği ile kendini dondurma cips ve dolayısıyla yüzündeki sivilcelere teslim ediversin.
• Hatun olarak hatundan intikam alacaksa her daim sevdicekten yürü derim. Ama tabi şartlar buna müsait olmayabilir. Senin sevdiceğin vardır ya da onun sevdiceği yoktur. Ya da vardır bir sevgilisi ama hödüğün önde gidenidir. Bu durumda hatunu ondan kurtarmak ödül olabilir. Ya da ne bileyim intikam alacağın kişi 80 yaşındadır bu durumda sevdiceği de Ramses kıvamındadır ki onu da mide kaldırmaz. O zaman ne yapacağız değil mi?
Merak etme o da var.
• Şimdi tepeye tırmandırma kuralı burada da geçerli. BKZ Kopça Paradoksu yani Pohpohlamaya devam… Sonrası ise neyin intikakımını alacaksın’a bağlı.
• Bir kere hikayelerin ana fikri kısasa kısas olmalı. Yani intikamın paralel olacak.
• Diyelim ki senin özgüvenini yerle yeksan etti. Sen de onunkini edeceksin. Konu başka olsa da hedef ego parçalamak olacak. En güzeli kilo, güzellik, yaş gibi kadınsal mevzulardan gir. Örneğin düğün dernek, mezuniyet vb için hazır ve kendine göre süslü. Ver coşkuyu aman da bu kesim sana ne yakışmış, bu renk inanılmaz gitmiş, peri kızı ya da yaşa göre Afrodit gibi olmuşsun filan filan. Şişir de şişir.
Cümlenin sonunda gözlerini gerçekten az da olsa arızalı bir yerde birkaç saniye fazla tut. (bel bölgesi yağlanması, çarpık bacak, ayakkabılardan fırlayan çirkin ayak parmağı filan olabilir. Vardır elbet bir kusuru. Adriana Lima gibi bir modelle dolaşmıyorsundur herhalde. Bul işte. O zaten takılacak. İncelemeye başlayacak. Sessiz kal. Bekle sorsun. Çok mu çıkıyor belim, ay bu ayaklarım da şişmiş mi acaba gibi bir şey gelecek. Heh işte orada ondan taraf merhametli kişiyi oyna. Canım istersen bir kemer ayarlayalım bak bu çok yakışır sana… Ayakkabıları biraz çıkar istersen saati gelince giyersin boşa yorma kendini gibi. Kısaca cevabın buzz gibi “evet” ama öyle ciciş ve anaç ifade ettin ki bir cacık diyemez. Ama o gece de ona zehir olur masadan da zor kalkar.
• Diyelim ki sevgilin seni en beklemediğin anda terk etti. Sen de onu terk edeceksin. Ama bunu hemen yapmayacaksın. Çünkü o sana döndüğünde bunu bekliyor ve tetikte olacak. İnce ince dantel gibi işleyip artık tamam dediği yerde yapacaksın bunu. 3-5 aylık maratondur. Ciğerine güvenen girsin bu kulvara. Yoksa bul bir taşşşş gibi sevgili ya da samimi arkadaş, çek 3-5 aman sabahlar olmasın eğlencesinde sarmaş dolaş foto, koy sosyal platformlara bitti gitti.
• Seni iş yerinde gömdü. Net şekilde sen de onun gömüldüğünü göreceksin. Burada tavsiyem sen gömme. Herkes hatalar yapar genelde de en yakın iş arkadaşları onları ipten alır uyarır. Şimdi intikam almayı düşündüğüne göre bu aslında sana yakın biri ve muhtemelen sen de onu bir veya birkaç kez hatalardan önce uyarmışsındır. Yapacağın şey net. Bir dahakine uyarma ve en baba kuralı uygula ver coşkuyu ah senin bu profesyonel zekana hayranım şekerim diye ilerle. Bırak kendi kuyusunu kazsın.
• Şimdi yukarıdaki maddede yazarken aklıma geldi. Açıklayayım. Bence intikam yakınında olup seni kıran, yıkan mahvedenden alınır. Yoksa dış kapının mandalı seni üzdüyse senaryo bence tek. Yok gibi davran. Bir insandan alabileceğin en büyük intikam onu yok saymaktır. Düşün biraz biri senden bahsederken ismini hatırlayamamış mesela. Ne ezik değil mi? Bazı durumlarda inan ….. sıfatı eklese senin adının başına daha iyi olabiliyor. Çünkü senin en temel olgunu yok sayıyor. Senin kararların hislerini geçtim sen yoksun. Egonu ezdi, varlığını ezdi ne berbat şey değil mi? Duygularının anlaşılmaması birçok durumda kavga sebebiyken yok sayılması sence de en beteri değil mi?
Neyse toparlayayım. Gereğinden fazla uzattım.
Kararlı, sabırlı, akıllı ol. Birden fazla intikamı aynı anda alma. Hatundan alacaksan birinci öncelik aşk hayatı ikincisi fiziksel özellikleri olsun. (Bakınız Kopça Paradoksu). İş hayatında bırak kurtarma sadece pohpohla yeterli. Yakının değilse intikam bile alma.
Aman ne kolaymış aslında ne uğraştım bu kadar uzattım:)
Sakalsız bıyıksız kal. He ama bak benden intikam planlayan varsa onu demedim. Onu da yeri gelmişken izah edeyim. Sevdiceğimi ikna etsin aman sana sakal bıyık ne yakışıyor diye. Olur da inanır sakala bıyığa verirse kendini bilki bu hayat bana zindan.

Taşşşş Fırın

Taşşşş Fırın

Resme ya da başlığa bakıp aldanma. Vallahi yemek tarifi vermeyeceğim. İki satır (vallahi kısa bu sefer) tavsiyede bulunup gideceğim.
Ben Taş Fırın erkeğiyim, öyle zırt pırt seni seviyorum diyemem diyen erkeğe tavsiyem:
Hatunlardan vazgeçip Lahmacuna yürüsün. Üremek istediğinde de minnak tatliş fındık lahmacunları olsun. Mevzuu taş fırınlıksa en güzel ürün bence bu.
Bırak öpmeleri sevmeleri naif ruhlar, sevmesini bilenler yapsın.

Kadınlık Mesaisi

Kadınlık Mesaisi

Güzel başlık. İç gıcıklayıcısından. Yazı da tastamam.

Yalnız bir sorun var. Paylaşırsam babam kalpten gider, annem evlatlıktan reddeder.

Kardeşlerim de problem yok onlar da da aynı kafa mevcut. Yalnız eşim nafaka hesabına başlar:)

Bu kadar risk almaya değer mi dedim. Değmedi sevgili okur.

Ben de kendimi sansürledim. Önce yazının vajina, penis geçen yerlerini noktalama işaretleri ile doldurdum. Sonra baktım yetmedi. Cümleleri değiştirdim. O da yetmedi bazılarını sildim. Sonra baktım sayfa boş kaldı. E dedim iki günlük emek boşa mı gitsin. Bil istedim. Vukuat var da…. ben de yazacak yürek, elalem de okuyacak özgürlük yok.

O zaman napıyoruz. Oynamaya devam ediyoruz. Ben kaleme dökmemişim gibi, eşitlik varmış gibi, kadın erkek mesaisi aynıymış gibi, hayat toz pembeymiş gibi, herkes şanslıymış gibi aynen devam.

 

Kadın Olmak Mantık İster

Kadın Olmak Mantık İster

Biraz yumuşak, biraz cilveli ama çok değil. Kuyruk sallama, ama her daim hazır ol. Ya da olma?:(

Edepli ol önce. Kısa giyme, dekolte giyme, ama yerinde giy. ‘Yerinde’ ne mi demek. Aman canım işte bil onu da, her şeyi sorma.

Ateşli ol. Öpücüğe titre, ama hepsine değil. Her yerde, canın çektiğinde de değil. Sadece can çekilince öp. Hatta ötesine geç.

Başın ağrımasın ama baş da ağrıtma sessiz ol. Ama her yerde değil.

Zevk ver ama zevk alma, adın çıkmasın.

Bilgi sahibi ol ki çocuklarını eğitebilesin ama fikir sahibi olma ki kadınlığın bozulmasın.

Bakımlı ol ama abartma. Soracaklar çünkü kendin için mi başkası için mi? Ne cevap verirsen ver, yanlış cevap olacak.

Mantıkta önermeler vardı hatırlayan var mı? pVq diye başlar işin içinden çıkamazdın. Sen bir ÖSS’de başa çıkamadın kadın ne yapsın hayatı önerme. Kadın mı olmak istiyorsun al sana formülü.

p ↔q Ξ (p ↔ q) Λ (q  ↔ p)

Kitap Gibi Kadın

Kitap Gibi Kadın

Kadın mutfakta aşçı, temizlik konusunda Kamile Teyze olacakmış. Yatakta da en Emanuel’inden. Düzeltme! Biliyorum ona öyle demediklerini. Yüzün kızarmasın diye yumuşattım. O listenin aynısını kadın, erkek için yapsa, erkeklikten vazgeçersin.
Bence kadın dediğin kitap gibi olmalı. Ama öyle her kitaptan değil. Ön sözü kendinden uzun kitaplardan olmasın mesela.
İlişkilerin ön sözü flörtün ilk devreleri olduğuna göre, kadını da erkeği de kısa kesip hemen içeriğe geçmeli.
Dedim ya her kitap olmaz! Dünya edebiyatından seçmelere girme bence. Bir Rus Yazar alıntısı yaparlar ki; şöyle uzun bacaklı, dev topuk üzerinde kuğu balesi tadında yürüyeninden, bakakalırsın. Sen, düz taban ayakkabınla yürüyemez, yumurta topuk gibi adı bile seksapelden çok uzak bir ayakkabıyla kalırsın. Akan rimelinin muhteşem görüntüsüyle sen bile kendine acıyamazsın.
Araştırma kitabı da olmamalı. Tez vakitte son araştırmalar “in” sen “out” olursun.
Sızlanmaya gerek yok. Reklamda-ön sözde olduğun gibi devam etseydin. Tabanların şişse de o topukları giyseydin mesela; nefes alamazsan da o korseyi taksaydın. Akciğerden vazgeçip trake solunumu yapmaya başlasaydın. Ya da en baştan korsesiz, topuksuz bir girizgah yapsaydın da alıcı olmayanın da vaktini almasaydın.
Sen olduğun gibiydin ama karşındaki hödükse direkt cinayet romanına bağlanabilir. Bizde töre böyle der yırtarsın. Mahpusa temiz atlet, don ve hatta halen meraklıysan KORSE getireceğim, söz.
Felsefe kitabı da olma. Bazı erkekler beyninin beklenenden fazla çalıştığını fark ederse rahatsız olabilir. Aptal taklidi yap demiyorum, sadece abartma. Alıştıra alıştıra gösterir şaşırtırsın. Ürkütme ceylanı hemen.
Önerim polisiye roman olmak. Gizem, aksiyon, aşk… tarih bile serpiştirilebilir. Beyni de ruhu da doyurursun yani. Fiziksel doyuruculuğunu bilemem, korseni kaç dakikada çıkarabileceğine bağlı:)
Bir yandan da “Ne gerek var diyor?” Kadın yanım. Sadece kendimiz olsak. Hep bir şey gibi mi olmak gerek. Gibisinden değil de kendimiz kalsak. Kadın, Sevgili, Anne, Çocuk, Prenses, Kraliçe… Her neysek, ya da en iyisi günün hangi saatinde hangisi olmak istersek.
Kitap gibi adam, kitap gibi kadın olmak gerek. Ön sözü kısa ama doğru, içi dolu olanından.