Buralar Hep Sanat, Lakin Bende Yok İstidat

Aslıhan Yaşarlar tarafından tarihinde yayınlandı

……her Türk Genci gibi ben de böldüm A3 kağıdı ikiye. Sola eskiyi, sağa yeniyi sembolize edecek şekilde yaptım resmi. Sağda daha parlak aydınlık renkler kullandım. Bak ne kadar sembolizm peşindeyim:)

Spor kariyerimden bahsetmiştim. Ne kadar olimpik bir bünyeye sahibim, okumayan; ama milli takım neler kaybetti merak eden varsa bakıversin bir zahmet. (bkz. Hayaller zirve, gerçekler jübile başlıklı yazı)

Bugün sadece spora değil sanatın güzel olanlarına da ne kadar hakimim ondan dem vuracağım.
Şöyle ki sen resim hocası olsan, benim resmime 0 ile 100 arasında bir puan verecek olsan; Bana paşa paşa 90 vereceksin ama cosinüs cinsinden. (Cos 90=0). Dilimi tutup bende de ne hafıza var havasına girmek hoş olurdu. Ama yalan yok sevgili okur, acaba doğru mu hatırlıyorum diye bir kontrol ettim. Unutalı çok oldu:)
Anaokuluna ya bir, ya iki hafta gittim. Orada hiç açılmayan gizemli kapının altından gördüğüm fare burunları ve tıkırtılar, okula giderken beni kovalayan kaz sürüsü ayrı travmalarımdır. Başka güne kalsın. Zaten toplasan 2 hafta gittiğim yerden ne hikaye çıkacak. Belki güzel sanatlara yeteneksizliğimin sebebi anaokulunda öğretmenin yaptığı hamurları yoğurup böcük yapmayışımdır. Ya da belki de örtmenim sana çiçek yaptım diye kağıtlara ama daha çok kıyafetlerime pembeleri sürmedim diye de olabilir.
Neyse efenim sonra resim dersi ile ilgili ilkokulda hatırladığım bir anım yok. Muhtemelen Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlık ayağına resim dersleri yapılmıyordur. Ya da ben o ders saatlerini hafızamdan silmişimdir.
Lakin, ortaokuldan sonra net. Çoğu resmimi kız kardeşim yapardı da ondan. Bilirdim kıymetini. Çok emek veriyordu hatun. Zaman zaman, ödevi çoksa ya da ben utanırsam filan kendim yapardım. Öğretmenimiz ne merhametli adammış ki demezdi “kızım senin geçen hafta getirdiğin el çiziminde parmak boğumlarındaki gölgelemeler bile vardı şimdi bu Cin Ali ne ayak” diye. Yalnız bir kere isyan etti adamcağız (öldüyse ruhuna rahmet, yaşıyorsa ömrüne bereket Ahmet Hocam).
Kılık Kıyafet devrimi ile ilgili bir konu var. Eeee… tabii her Türk Genci gibi ben de böldüm A3 kağıdı ikiye. Sola eskiyi, sağa yeniyi sembolize edecek şekilde yaptım resmi. Sağda daha parlak aydınlık renkler kullandım. Bak ne kadar sembolizm peşindeyim:) Renk seçimi tamam da resmin geri kalanı faciaydı. Öğretmen baktı baktı…. Sanırım her zamanki gibi içinden la havle çekmek yetmedi, naif şekilde dedi ki kızım bu Hamam böcekleri ne alaka? Hocam onlar eski kıyafetler işte filan derken….. o zaten arka sıraya geçmişti bile. Ben daha anlatacaktım “bak sağda parlak renkler, aydınlık gelecek, umut… hani sembolizm, subliminal mesaj filan”…. dinlemedi.
Bir de diyorlar ki “sanat niye bu ülkede gelişmiyor yaygınlaşmıyor”. Arkadaş benim gibi sürrealist yaklaşanları dışlarsan kaybedersin tabi.
Gülerek anlatıyorum çünkü benim zaten bu kulvarda bir kariyer hedefim yoktu sevgili okur. Olmayacak da. Bana sıkıntı geliyor boyarken çizerken.
Yalnız, nerede yıkıldım söyleyeyim sana. Oğlum anaokulunda bundan 4 sene kadar önce 100. Gün aktivitesi diye bir şey var. Okulun 100. Günü kutlama yapılıyor, çocuklar da aileleriyle bir proje yapıyorlar.
Ne olursa artık, aklına ne gelirse. İçinde 100 malzeme olacak.

Tabi ben A3 kağıdı ikiye böldüm. Sola eski, sağa yeni……. Şaka yahu, o kadar da değil:)

Biz oğlumla 100 kürdandan oluşan çitle çevrilmiş bir çiftlik evi yaptık. Üşenmedik zemine yeşil kartondan çim yaptık. İnek figürleri yapıştırdık gibi gibi.
Günü geldi götürdük projeyi. Kapıda diğer velilerin elindeki mimara yaptırılmış gibi görünen malikaneler, şatolar, uzay üssü projeleri, Güneş sistemi gibi envai çeşit projeyi görünce baktım bizim kürdanlar dile geldi.

-“Valla biz emir kuluyuz. Buraya böyle nizamsız eciş bücüş diktiler bizi, bekliyoruz biz de”.

Dedim sus otur kırarım belini. Sonra baktım inek dile geldi.

-“ah ben bundan güzel görünen ahırlarda büyüdüm, böyle çiftlik evi mi olur? Ama gel gör ki emir kuluyuz yapıştırdılar beni ana oğul buraya, kaçsan kaçamıyorum. Çirkinlikten sütten kesildim” .

Sus dedim inek oğlu inek, ses etme alırım bonfileni.
Napsam napsam diye düşünürken sandım herkes bana ve elimdeki kocaman çirkin şeye bakıyor. Şimdi, kodlar basit aslında. Elbette orada velilerin o günkü gündemi bu projeler olacak. Arkadaşlara yanaştım. Akşam proje üzerinde nasıl çalıştıklarına dair konuşmaları hayret ifadeleri ile dinledim.

“AAAA dedim bizde mi yapacaktık. Tüh bak bileydim eşlik ederdim.”
Arkadaş yalan söyledim ve Oscarlık oynadım. Pişman mıyım? Yoo. Bence mübahtı. Oğlumun adı mı çıksın, etiketlensin mi yani? Zerre görsel ve el becerisi olmayan hatunun oğlu mu olsun? Evlerden ırak Ya Rabbim!
Şükür ki 100. Gün aktiviteleri ilkokulda son buldu. Şimdi başka projeleri var. Elbette ana-babaların yardım etmemesi gerekiyor. Ben de etmiyorum zaten.
Yine de, hala okul girişinde güneş sistemi projeleri, mimar elinden çıkma prototip siteler filan görüyorum. Sanırım öğretmenler de benim resim öğretmenim gibi görmezden geliyor bazı şeyleri. Yoksa arkadaş inan olsun onlardan birini al, koy bir ofise, 2+1 çok kazandıran proje diye en aşağı 300 bin kağıda satarsın. Kimse demesin bana ilkokul öğrencisi yapıyor diye. Yemezler gülüm.
Bu da sanatla mesafem:) Sporu anlattık sanatı da eledik. Sen sandın ki sayısalda süperim. Canımsın sen ya… Ne kadar iyi niyetlisin. Benimle ilgili hayallerin ne kadar büyük. Sinüs fonksiyonunun gerçek hayatta kullanımının olduğunu ve kız kardeşimin işinde kullandığını öğrendiğim andaki hayal kırıklığımı başka gün paylaşırım o zaman.

Sağlıcakla ve sanatla kal. Yapamıyoruz diye kıymet de bilmiyoruz sanmayasın. Güzelin her türlüsüne saygım sonsuz.

Bir de sakalsıza saygım zirve, onu zaten biliyorsun:)

Bıyığı Kasap Rıza ile yarışmayan hanımlar, sakalsız bıyıksız beyler… Hepinizi öptüm yanacıklarınızdan.


0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir