Benden Sonra Tufan

Aslıhan Yaşarlar tarafından tarihinde yayınlandı

Benim bana ettiğimi, yapmadı hiçbir sevgili. Ah yok mu bu aynadaki zilli. Vicdanı kara, merhameti neredeyse yok gibi.
Ne kadar acımasız insan kendine. Ya çok şımartıyoruz kendimizi, ya da gömüyoruz en derine.
Hani havalı ama çok anlamlı bir laf var “bizi üzen olaylar değil onlar karşısında verdiğimiz tepkilerdir”. Kimin dediğini bilmiyordum, yalan yok. Şimdi sırf buraya yazacağım diye Google’a sordum Victor Franklin dedi. Ama inan, çok da kurcalamadım. Çok merak ediyorsan kendin ara bul sevgili okur.
Her kim dediyse bilsin ki çok havalı söz. Bir o kadar da doğru. Söz sahibi öldüyse rahmet, yaşıyorsa ömrüne bereket.
Bazı insanı etiketleriz “ulen ne rahat adam/kadın, dünya yansa umurunda değil” diye. E şekerim onlar bu sözü çözmüş, sindirmiş, motto edinmiş, aydınlanmış, ermiş kişilikler işte. Ben tam da oraya gitmek/varmak istiyorum. “Amaaaannnn ne gam, benden sonra tufan…” tadında bir ütopya orası. Var mı yolunu izini bilen? Varsa bi koordinat, ya da zaten orada olanlarınızdan bir zahmet konum alayım whatsApp’dan. Geleyim yamacınıza, iki lafın belini kırarız canım yaa. İkramın da olursa keyifli olurum söz. Bırakma beni burada kendi kendimle baş başa. Bildiğin gibi değil, çok vicdansızım ya.
Oğlumla bazen uyguladığımız oyun benzeri bir yöntem var. Herhangi bir oyuncağın olmadığı sohbet tadında başlayıp interaktif devam eden şeyler. Bazen bir kabusunda onu çok korkutan bir karakteri (ki genelde ejderha ya da örümcek gibi şeyler oluyor) komik hallere sokarız. En son noktada artık kabusu düşününce korkmaktan ziyade 8 yaş civarı çocuk için komik olan vaziyetine gülme krizine girecek şekle getiririz. (Ana babalara öneririm bizimkinde işe yarıyor. Bir iki komik şey siz söyledikten sonra zaten o en büyük korkularını o yaratığa canavara uygulayıp kurtuluyor. Hani toplum içinde küçük düşmek anlamında şeyler. Yoksa baltayla doğruyoruz, cılk kan revan hayalleri değil. Aman ha, öyle yola girip psikolar yetiştirmeyin Allah muhafaza). Neyse yine dağıldım.
Efenim işte bazen kendimden o kadar korkup nefret ediyorum ki, kendime onu yapıyorum yahu. Özellikle de bu komik olan versiyon değil de kötü karakterlere yaptığımız yöntemi çok hayal ediyorum. Şöyle ki kendimi puzzle gibi parçalara ayırıp her bir parçam şaşkın şaşkın diğerini ararken toprağa gömüyorum. Üstüne bir ot çeşidi ekip büyütüyorum. Ama bu ot zinhar güzel bir çiçek filan olmuyor. Deve dikeni, kaktüs filan gibi sevimsiz olması şartı var. Sonra onu ineklere yedirip gübre olarak çıkan halini yine toprağa veriyorum yine üstüne bir ot türevi ekip yine aynı prosese tabi tutuyorum. Efenim? Ne dedin? Ayarsız mı? Bunu konuşmuştuk😊Ayarlı başka sayfalar var çok meraklıysan oraya git şekerim.
O bana bunu bunu dedi. E dedirtmeyeydin.
O bana bunu bunu yaptı, e yaptırana kadar aklın neredeydi.
Ya dedirtmeyeceksin, ya da ohh kaşındım da kaşıdılar. O zaman yansın dünya, oh ne ala, hadi eller havaya tadında devam edeceksin. Ama dedim ya benim bana ettiğimi etmedi hiçbir sevgili. Bir türlü sindirip uygulayamadım gitti şu ulvi sözdeki taktiği. Neydi? “bizi üzen olaylar değil, onlara verdiğimiz tepkiler”di.
Eğleneyim diye açtın gerildin. Bu sefer de böyle olsun okur. Düşünemeyeceğim şimdi aman beklediğini bulamadı da filan.
Yeni mottom benden sonra tufan.
Sağlıcakla kal.


5 yorum

Aytekin · Şubat 7 00:01 tarihinde

Aradığın yerin konumu bilen tanıdığım biri var adı Sebastian Whatss App’ı kullanamıyor fakat foursquare de çok yetenekli sanırım o sana bu konuda yardımcı olabilir…

Araştırırsanız sanırım bulabilirsiniz…

Yazı için teşekkürler keyif aldım…

    Aytekin · Şubat 7 02:46 tarihinde

    Bu arada ” Bizi üzen olaylar değil onlar karşısında verdiğimiz tepkilerdir”sözü Yunan Filozofu Epiktetos’a aittir. Sanırım Victor Franklin burada bilgi hırsızlığında bulunmuş bence konuyu yazmadan sözle ilgili detaylı bir araştırma yapabilirdiniz.

      Aslıhan Yaşarlar · Şubat 7 11:18 tarihinde

      Zaman ayırıp okumuş olma inceliğini göstermiş saygıdeğer okur,
      Katkı için teşekkür ederim. Kafalar netleşsin diye yorumunuzu paylaşıp birkaç da ek yapayım istedim.Uyarınızı dikkate alarak biraz taradım. Evet Epiktetos’un (55-135) bir şiir dışında yazılı eserleri olmasa da başta öğrencisinin tuttuğu kayıtlar olmak üzere çok yerde de alıntıları var. Var derken iddialı olmayayım ben okuduklarımın yalancısıyım o yılları görmedim elbet. Sözlerinden benzer olanları okudum, anladım, aşağıda paylaştım. Kendisi felsefe konularında önemli bir şahsiyet olduğundan ve belki benim de pek bu konulara yeteneğim olmadığımdan atlamış olabilirim. Ama yapıcı her eleştiriye açığız sıkıntı yok. Haklı da olabilirsiniz, kuramın ana fikri aslında daha o yıllarda kendisi tarafından verilmiş de olabilir.“Epiktetos, ışıklarda uyu üstat”
      Demiş ki muhterem
      İnsanlar bir şeyler yüzünden değil, şeylerle ilgili düşünceleri yüzünden acı çeker.

      İnsanları tedirgin eden, olan biten değil, olan bitenle ilgili inandıkları.
      Olaylar önemli değildir; onları algılayışımız önemlidir.

      Amma velakin, Epiktetosdan esinlemiş olsun veya olmasın Viktor Beyefendinin de hakkını yedirtmem. Viktor Frankl 1905/1997 Logoterapi (anlama dayalı psikoterapi)nin kurucusu psikiyatr kişilik.
      Üstelik kuramı kurup yazmanın ötesinde kendi hayatıyla da bunu kanıtlamış bir zat-ı muhterem. 1940 lı yılarda Nazi Toplama kampında hayatta kalmakla yetinmeyip her türlü kaybına rağmen akıl sağlığını korumuş. Bilemeyiz tabii Toplama Kampı’nda Silivri Cezaevinde yatar gibi “ulen Epiktotesten aşırtayım şunu da bir kitapla taçlandırıp köşe olur, buradaki tüm derdi tasamı unuturum dışarıda” demiş midir dememiş midir? Gerçi sağ çıkacağının garantisi yokmuş ama amaç birini gömmek, açığını yakalamaksa böyle de düşünebiliriz elbette.
      Çok uzattım. Kısaca katkı ve düzeltmenize teşekkürler. Ama Viktor Bey’in yorumu sanırım daha çok psikolojik açıdan.
      İnsan koşullarını seçmekte özgür değildir;
      Ama bu koşullar karşısında tavır almakta özgürdür. Viktor Frankl
      Frankl, yaşam öyküsü niteliğindeki “Duyulmayan Anlam Çığlığı” adlı eserinde demiş ki: “Toplama kampındaki şartlar, tutuklunun ayakları altındaki toprağı çeker. Yaşamdaki bilinen bütün hedefler uçup gider. Geriye kalan tek şey, ‘insan özgürlüklerinin sonuncusu’ yani ‘kişinin belirli bir durum karşısında kendi tavrını belirleme’ yetisidir.”
      Özetle “Söyle Hitler’e Sebastian daha da Auschwitz’e gelmem!” diye atar yapmak yerine, psikolojiye başka bir soluk getirmiş.
      Bu arada Epiktetos’un bir sözünü daha buldum. Keyifli geldi. Bu vesileyle paylaşayım. Senin bardağını kırdıkları vakit de, komşunun bardağı kırıldığı kadar sakin olmalısın!
      Sağlıcakla kalın,

Aytekin · Şubat 7 15:24 tarihinde

Bence esinlenmemiş, Viktor bey buda benim görüşüm

Yapmakla hayal etmek farklı kavramlardır. Bu arada! bence sıralama hatası var yazınızda hayal ve eylem konusunda!…

Özetle söyleek istediğim denemelerinizde ki bilgi araştırmalarını tek kaynaklı değilde bir çok kaynağı araştırarak yazarsanız okurlar içinde doğru bilgi kaynağı aktarmış olursunuz buda benim bir okur olrak naçizane bir tavsiyem…

Sizde sağlıcakla kalın…

    Aslıhan Yaşarlar · Şubat 7 15:37 tarihinde

    peki, teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir