İtiraf edelim, kaset sardığında kurşun kalemi sokup, karışan-sıkışan kısmı düzelttiğimizde aldığımız hazzı hiçbir yeni teknoloji vermiyor. Kalem döndükçe çıkan dırrrt gırrrt sesler; gam tasa ne varsa alır götürürdü. Uzay mekiğinde arıza olmuş, tüm dünya nefesini tutmuş seni izlerken, kahraman bünyenle çok hassas bir malzemede muazzam tamirat yapmışsın hissi verirdi. Benim Devamı…

Sabahtan beri kıskançlık kıskacında gönlüm eziliyor. Ezilirken çıkardığı sesleri duyuyorum gibi geliyor. Hakikaten “kıskançlıktan çatlamak” çok yerinde bir deyimmiş. Yeni fark ettim. Dedim iki satır yazayım rahatlayayım. Makul kıskanmakta problem yok. Rahat rahat göğsünü gere gere söylersin. Yalnız kendimi mütemadiyen saçma sapan şeyleri kıskanırken yakalıyorum. Zor oluyor. Ne kendine ne Devamı…

Canı gelmek istemiyormuş. Bak sen. Önce ya sabır çektim olmadı. Sonra paşa gönlü bilir dedim. Sonra tuttum saçlarından, kağıdın üstüne atıverdim. Paşa gönlün bilir dediysem o kadar da değil. Kararını beğenmezsem sökerim o günlünü yerinden. Ne paşalığı kalır ne atar damarı. Öyle demokratiğim yani. Demokratik demokratik alırım aklını. Kalemsen kalemliğini Devamı…

Onu söyleme, onu yazma, onu öyle düşünme, onu içme….. Bak bunu iç. Ters bakıyorsun böyle bak. Abi diyorum bu açı bulanık. Daha iyi diyor. Gel de katil olma. Ben açımla, içtiğimle mutluyum. Bırak beni mutlu kalayım. Neden mi güzel kardeşim? mutsuz olunca ters oluyorum. Tersim de pis oluyor. Hayır, kötü Devamı…