Yadırgak Patlıcan

Yadırgak Patlıcan

Bilmediğin kelime ve kalıpları oraya buraya serpiştirmek, çocuklar yapınca eğlenceli oluyor. Yetişkin bünyeler yaptığında ise utanacağın anılar biriktirmekten başka bir işe yaramıyor. Yapmayın annem, yapmayın kuzum!

Kelimeleri beğeniyorsan ve fakat sözlük açıp bakmaya üşenen bir bünyeye sahipsen, hiç kullanma demiyorum. Hobi olarak yine cümle içinde kullan, lakin bunu topluma açık mecralarda yapma gözünü seveyim.

Peki ben bu konuda bilirkişi miyim? Yooo…

Hiç komik duruma düşmedim mi? Bittabi düştüm!

Hepsini paylaşıp, utanç verici anılarımı topluma açmak gibi bir düşünceye sahip olmasam da, aklıma geldikçe güldüğümü paylaşmamda bir sakınca yok. Üstelik ana dilimde utanmadım.

Böyle bir anım Farsça ile ilgili var.

Farsça bazı kelimelerin kulağa hoş geldiğini düşünürüm hep. Azeri kelimelerde de şiirsel hitaplar vardır. Hani bizim Doğu yörelerimizde de rast gelebildiğiniz türden; sevdiceğin, evladın sana seslendiğinde Caaaaannnn… denir mesela. “Efendim?” gibi bir yanıt.

Neyse işte, ilk ve son kez İran’a gittiğimde de Azeri Türkçesi, Farsça ve İngilizce karışık giden bir yemekli görüşme esnasında badem can diye bir ifade duymuştum. Babamın evlat sevgisi çok kabardığı ve normalde sıkıcılık seviyesinde ve karşısındakine öz güven eksikliği yaşatacak kadar düzgün olan Türkçe’sinin değiştiği zamanlarda, yüreğinden kopup gelen Caaaannn ifadesine benzediğinden, havada kaptım ifadeyi. Çok sevdim ve kullanayım istedim.

Seyahat dönüşü, o zamanlar 3-4 yaşlarında olan oğluma kavuştuğumda birkaç hafta süresince ona badem caaan diye seslenir oldum.

O kadar içten diyorum ki Babamın dile gelmiş yüreği benim Badem Caaaannnn diye uzatıp, kendimce muhteşem vurguladığım hitabımda artarak vücut buluyor. Yavrum da benim bu heyecanlı seslenişime kocaman gülümsemelerle karşılık veriyor tabii. İçim yarılıp, sevgim akıyor çünkü dudaklarımdan.

Aşırdığım ifade ile ikimiz de çok mutluyuz çokkk!

Sonunda akıl edip, İranlı arkadaşa bu ifadenin tam karşılığını sorduğumda patlıcan olduğunu öğrendim. Dudaklarımdan yol bulup dışarı akan evlat sevgim değil, kabzımal lügatıymış meğer.

Bir daha kullanmadım. Yüreğim çok taşarsa “Caaaaannnn” diyorum babam gibi.

Benim için neşeli bir anı, bak utanmıyorum buraya yazarken. Sevgimi ifade etmek için yeni kelimeler, yollar aramışım. İyi niyetimden kurtarıyorum.

Bir de olduğundan daha entelektüel görünmek için kullananlar var ki; üzülüyor insan. Bazı durumlarda ise amaç, öyle zırvalayayım ki karşımdaki ne dediğimi anlamasın ve ikna olsun, oluyor.  Onlara zaten diyecek söz yok.

Şimdi yeni bir çeşit daha türedi. Sosyal medya gündeminde denk gelenleriniz vardır belki. Iftira atmak üzere kurguladığın karakteri konuşturmak için yapılan troll paylaşımlardan bahsediyorum.

Yapmayın annem, yapmayın kuzum!

Laik ve Seküler olmanın, arka fonda müzik ve şarap ile sağlandığına inananlar olduğunu düşünmek başka, bunu dile getirmek ve hatta bu konuda montajlar yapmak başka şey.

Troll olayım derken role kendini kaptırıp “buna uymazsan seni de yadırgarım” diyerek; yadırgama mefhumunun bir politik duruş, bir protesto şekli olduğuna inanacak kafaya nasıl geldin, onu da bir izah ediver.

Asıl yadırganacak durum, bilmediğini de bilmemek (bkz doğru yerde kullandım)

Kıyağım olsun, ben uydurayım şimdi.

Bundan böyle bilmediğini bilmeyenleri yadırgayacağıma, patlıcan sevmeyenler de olduğu gerçeğini yadsımayacağıma, bu sözlerimi kanıksayacağıma ant içerim!

Oldu mu? Olmadıysa yadırgayıverirsin.

Ne vakittir dememişim, bir uyarayım. Sakal bıyık tıraşınıza gereken ihtimamı (bkz. TDK ihtimam sözlük anlamı) gösterin sevgili dostlar.

Organik Urgan

Organik Urgan

Demiyorlar ki: triceps, biceps filan kelimelerini duyunca cips markası sanıyorsan; hiç bu yola girme. Bilgiyi net verin arkadaş.

Doğal ve sağlıklı yaşam, güzel kavram azizim. Ancak karışık biraz. Kafayı takınca içinden çıkamıyorum.

Sabah güneşini mi selamlayayım, nefesimi mi düzenleyeyim? Spor yapacaksak kahvaltıdan önce miydi? Yoksa kahvaltı hiç yapmıyor muyduk? Bol su tüketip vücudu 14-15 saat aç mı bırakacaktım?  

3 bitki çayını içip; kara kovan balına propolis kattıktan sonra kaşık mı çalayım?

Kafamda deli sorular. Bunaldım. Hepten vazgeçip, en organiğinden bir urgan bulayım diyorum😊

Oradan bir şey öneriyorlar, öteden farklı şey. Öneri dediğin net olur.

Önerilen 1: Rahat Ayakkabılarla Yürüyüş Miktarınızı Arttırın

İtirazım var, hem de bilimsel: İstatistiğime göre rahat ayakkabılarla attığım adım sayısı, topuklularla yürüdüğümden daha az. Yanlış bilgilerle, egzersize aç bünyeleri zehirlemeyin artık! Yürürken topuk tıkırtısı ritim tutmuyorsa; yürümenin ne keyfi var?

Beni dinleyin, yürüyüşe topukluyla çıkın. (Abartmayın elbette. Ölçüyü de vereyim. Serçe parmağınız boyunda bir topukla tıkır tıkır yürürsünüz. Daha yükseği can yakar)

Önerilen 2: Bol Su Tüketin

Spor esnasında ve sonrasında bol su tüketin. Öneri güzel, lakin detay eksik işte. Biz, bilgiye muhtaç bünyeler; sanıyoruz ki terleyip suyu kafamızdan döküp saçları savuracağız vb. havalı hareketler yani.

Bunu koşu bandının üzerinde yapmamak gerektiğini söyleyen yok. Demiyorlar ki karton bardaktan boca etme, mümkünse şişe kulan.

Demiyorlar ki: triceps, biceps filan kelimelerini duyunca cips markası sanıyorsan; hiç bu yola girme. Bilgiyi net verin arkadaş.

Önerilen 3: Teri Atan Spor Kıyafetler Edinin

Rahat, teri dışarı atan, hava alan spor kıyafetleri edinmek gerekiyormuş. İtirazım var. Edinmeyin!

Bir heves alıp, aynada kendimizi seyrettikten sonra; gerçekle yüzleşiyoruz. Hayaller; büstiyer, tayt, kulaklık, rengarenk spor ayakkabılar değil mi?

Gerçekte ise hava soğuyunca mont, diz yapmış eşofman, kulaklıklar yerine de bere ve belki sırta boyna bele dolanan kocaman bir şal.

Kırmızı burnunla, sümüklerin aka aka yürürken hayal etmemiştin kendini değil mi?

Yaaa…. Hayaller Ebru Şallı’ydı, bir tek şal kısmı tuttu.

Önerilen 4: Bünyeyi Şaşırtın

Spora ara verip sonra yeniden hızlı devam ederek bünyeyi zorlayın.

Bak bu doğru öneri. Sadece detay eksiği var. Günler haftalar aylar? Ben şöyle uygun buldum. 30/35 yıl hiç spor yapmıyoruz.

Şöyle ki burnun düşse, eğilip almayacaksın. Sebat önemlidir. İradeli olacaksınız arkadaş.

Sonra 40’a doğru başlıyoruz. Böylece, vücudu şaşırtmak ne kelime dumura uğratıyoruz. Hadi yine iyisiniz. Bu bilgiyi de başka yerde bulamazsınız. Siz sağlıklı yaşam sevdalılarını aydınlatmak boynumun borcu.

Neyse siz yine de sağlıklı yaşayın. Elbette uzman önerilerini dinleyin. Benim gibi hepsini yapamayanlar için önerim, yapabildiğiniz kadarını yapın gitsin. 1 her zaman 0’dan iyidir diyerek devam etmek lazım sanırım.

Boşa slogan yapmamış adamlar: Just Do It!

Just Do It

Psikanaliz Hamamı

Psikanaliz Hamamı

Gelinin bacağı yamuk mu, memeleri pamuk mu görmek için kaynana, gelin adayını hamama götürürmüş…… Gelin hamamı yerine Gelin Psikanalizi’ni ritüel haline getireceğim. Bu konuda gerekirse yöresel festivaller düzenlerim. “#Bizde adet böleeee” diye sosyal medyada yayıp PR yaparım. Freud aslen Türk’müş diye çakma bir soy ağacı ile de desteklersem, istesem de bu akımı durduramam şekerim.

Gelin Hamamı zamanına göre güzel uygulamadır mutlaka ki; muazzam kadın aklı, bu uygulamayı uygun görmüş. Lakin günümüze ve kendi kriterlerime göre revizyon öneriyorum.

İlk pilot uygulamayı da tabii ki oğlumla yakınlaşacak gelin adayları (İç sesim: Zillilerrr!!!!) üzerinde yapacağım.

Gelin Psikanalizi ritüeli ile ilgili sosyal medyada akım başlatmak vb. zahmetlere girmeden önce fikrimi paylaşayım. Oğlan analarından destek görürsem bu pazarlama/tanıtım faaliyetlerine gerek kalmaz, kendiliğinden adet oluverir belki. Olur mu olur! N’olur olsun çünkü.

Şöyle oluyor şekerim:

Gelin adayını göbek taşına yatırmak yerine psikanaliz uzmanının karşısında bir kanepeye yatırıyorsun. Estetik kaygıları olan kaynana adayları varsa düz kanepe yerine josephine’e yatırsınlar.

Ölçüm meraklısı olanlar varsa baksın yine boyuna posuna, bacaklarının rot balans ayarına. (bence uğraşma. Oğlan da kız da karşılıklı vermiştir boylarının ölçüsünü. Sana laf düşmez bu saatten sonra…)

Nasıl ki kese esnasında gelin adayının kerpe kerpe ölü derilerini görmekten keyif alınıyordu, ruhunun ölmüş parçalarını keşfetmek, katman katman soyup derinlerdeki karanlık yüzü görmekten de rahatsız olmayız sanırım.

Fiziksel özelliklerdeki arızayı saptamanın kime ne faydası var? Ruhları anlayalım, kusursuzu değil ama bizim kusura uygunu belirleyelim en kralından. Malum bizim oğlanlar da arızasız değil yani.

Bakalım; hatunun gölge yönü ile, bizim oğlanın gölge yönü tıkır tıkır işleyip yuvarlanır mı?

Uygulamanın eksikleri/zorlukları da var elbette.

Hamam geleneğinde kız tarafı dolmalar yapar, malum. Fiziksel özellikler dışında mutfak becerilerini de ölçen bir detay olsa gerek.

Düşün şimdi…

En havalı uzmandan almışsın randevuyu, yatırmışsın gelini uzmanın karşısında en varaklısından Josephine’e…  NE DİYECEKSİN?

-Pardon Hocam… Seans esnasında, sakıncası yoksa, hanım kızımızın yaptığı dolmaları gömebilir miyim? Nefessiz kalana kadar boğazıma tıkıp, sonra da “o’sunu beğenmedim bu’su az olmuş; ama ben ona öğretirim gibi iki kelam edeceğim arada. Valla sizi rahatsız etmeden, ince ince veririm ben ayarı”

-…….? Hmmmm…..

Bence dolmayı es geç. Tavsiye etmiyorum kuzum. Kızı kaldırıp, seni koltuğa buyur edebilirler.

Hamam sonrasında dinlenme alanında içilen buz gibi gazoz yerine de terapiye daha uygun olan bitki çaylarını öneriyorum. Ayrıca müstakbel gelinimi ve dünürümü geğirirken görmeyi şahsen ben tercih etmiyorum. Gazlı içeceğe gerek yok. Bitki karışımları içsinler.

“O göbek taşına çıkarıp, gelin hanımı oynatamayacak mıyız?” diye haykıran bacılarımı duyar gibiyim.

“Bacılarım, hemşirelerim! Belki kalçalarını hangi frekansta çalkaladığını göremeyeceksin. Ve fakat… Söyle bana kuzum…. İleride, laf ebeliği yaptığında-hööööössst zilli. Ben senin ruhunu bilirim, kıvırma şimdi- diye höykürebilmek daha keyifli olmaz mı?”

Yaaaaaa. Bak yine aydınlanma sağladım, sayısız bünyeye. Uzun ama keyifli oldu bence.

Bunları başka şekillerde de kısaca ifade edebilirdim elbette. Şöyle ki:

Daha sıkıcı ifade “önemli olan iç güzellik”

İroniyi kaldırıp, sıkıcılığı muhafaza edersek “oğlanlar da çok matah değil ki kızları niye ölçüyoruz?”

Bilimsel bir şey öğrenmedik demeyin diye ekleme de yapayım:

Freud’a göre zihin katmanlardan oluşur. Aynı arkeolojik kazılardaki gibi, hastalarının zihinlerini kazmak tıpkı bir arkeoloğun kazması gibidir. Uzun zamandır kayıp olan zamanlara ait parçalar keşfedilir.

Ruhunuz da bedeniniz de sağlıkla kalsın dostlar.

Sinsi Kabak Lobisi

Sinsi Kabak Lobisi

Kabak lobisinin ilüminati ile olan gizli işbirliğinin farkında olmayanların günahıdır “Kabak Tatlısı”.

Dünyayı kıyamete sürüklemek amacıyla “kabak tatlısı” gibi batıl inançlarla masum bünyeleri oyalamak suretiyle, resmin bütünü görmemizi istemeyenlerin bir oyunudur.

Kabaktan tatlı olmuyor, kabul edin artık. Üzerine tahin-pekmez döküp, ceviz serpiştiriyor olmaları; bu gerçeği değiştirmiyor. Ayrıca, o kadar malzemeyi sağ elime döküp onu kemirsem, onun da tadı çekilir olurdu.

Lakin üstüne kaymak da koyacakmışız. Manda kaymağı olacakmış. Breh breh breh!

Güzel şefim! Mandayı sürüsüyle çiftliğe koyup o çiftliğin tapusunu komple üstüme yapsan, tapu işlemleri için gittiğimiz noterde “Kabaktan Tatlı Olmaz” diye imzalı beyanat verir, noterden de tasdik alırım “hür iradesiyle ve her türlü baskımıza rağmen yine de fikri budur” diye.

Uzun bir izah oldu. Bak şöyle anlatayım:

Kabaktan Tatlı Olmaz

Oyuna gelme, kabak tatlısı yeme!

Evrim Bahane, Alfa Şahane

Evrim Bahane, Alfa Şahane

Beyanıma uymadığım takdirde mevcut DNA’mın ileride herhangi bir paleontolojik çalışma sonucunda bulunarak, tehlikenin farkında olmayan hayalperest gen mühendislerince çoğaltılamayacağı şekilde; suçum sabit olduğu anda imha edilmesini kabul ettiğimi beyan ederim.

Evrimde geldiğimiz noktada, bu ara form başarılı değil.

Belki ben maymun kalmak istiyordum, fikrim hiç sorulmadı.

Yırtıcı gören, uaa- uaaa ses çıkarıp diğerlerini uyaracak; sen de en arkada kalmamaya çalışıp kaçacaksın. Düşünsene tek derdin iyi meyve veren ağacı kapmak, yırtıcı görürsen kaçmak. Bu kadar! Oh miss..

Maymunlara yiyecekler belli. “Sarma sarayım, yuvalama yuğurayım da sabahlara kadar tek kaşığa 40 dene girecek küçüklükte yapmak hayattaki tek gayem olsun; varsın ben boyun fıtığı olayım möhim deeel” demene gerek yok.

Muz ağacına yerleşmiş, elinde tesbihli bir erkek maymun güruhu muhabbet ediyor mu? “Evropalı dişi maymunlarda iş yok azizim. Ama Sibirya maymunları! Ua Ua UUUUAAAAAA Onlar başka yeavvv “

Diğerleri de iç geçirip, uu-aa; uaa diye onaylıyorlar. Dişi konusu bitince, başkası olurdu sırada. Ne olacak bu bizim Muzgücü Sporun hali? Göbeğini kaşıya kaşıya başlıyor en kıllı olanı. En iyi muz stoperleri Kongo’luymuş da; neden efendim ordan transfer yapmıyor muşuz?

“Çok biliyorsun sen!” diyor beriki.

-Yabancı hakkını kaldırdılar, haberin yok. “Gen havuzu karışıyormuş”.

Para diye bir mefhum zaten yok. Zaman zaman sürünün Alfa’sı olmak için kapışıyorlar, hepsi bu. O durumda da sonuçlar net. YSK’ya itiraz eden maymun duymadım ben. Eski alfanın ağzını cart diye ayırdı mı? Ayırdı.

-Padişahım çok yaşa! Ne yöne gidelim majesteleri?

Sen benim bitimi ayıkla, ben senin bitini ayıklayayım, muzları da paylaşalım. Ohhhh miss. Net, arkadaş net!

Hadi diyelim evrildik.  Ama bari eşit seviyede olsaydık hepimiz.

Bir tarafta felsefeden, sanattan, teknolojiden konuşanlar diğer tarafta yemeğin tuzu az olmuş diye kadını tartaklayanlar; bir yanda dünyanın öbür ucuna gidip çocuklara yardıma koşanlar, diğer yanda çocuk istirmarcıları ve “bir kereden bişi olmaz” diyen şakşakçıları…

Senin; 10 manevrada, kan ter içinde, çizgilere paralel park ettiğin aracının arkasına gelip aracını olduğu gibi bırakan evril-e-memişler etrafta çok malum.

Adil değil. Aynı dünyayı paylaşıyoruz. Evrim prosedürüne geçmeden önce her gen kombinasyonuna sözleşme sunulsa fena mı olurdu yani? İnsan mı olacaksın? Peki bebeğim şurayı imzala. Tıpkı, internet satışlarındaki gibi sözleşmeyi okudum anladım seçeneği olacaktı. O sözleşme tabii onbin sayfa olurdu. Lakin özeti şöyle olurdu:

Beynimi kullanacağım. Bunun yanı sıra; bünyemde empati yeteneğimi bulunduracağımı, araya kaynamak, başkasının hakkını çalmak, fiziksel ve psikolojik şiddet uygulamak, çöpümü olduğu yere saçmak gibi saçma sapan eylemlerde bulunmayacağımı beyan ederim. Beyanıma uymadığım takdirde mevcut DNA’mın ileride herhangi bir paleontolojik çalışma sonucunda bulunarak, tehlikenin farkında olmayan hayalperest gen mühendislerince çoğaltılamayacağı şekilde; suçum sabit olduğu anda imha edilmesini kabul ettiğimi beyan ederim.

Olmaz mıydı yani? Bence muhteşem olurdu.

Belki benim gibi  sözleşmeyi imzalamayıp maymun kalmayı seçenler olurdu. O ağaç senin, bu ağaç benim, bebeler sırtta; ağaçtan ağaca zıpla dur. O da olmazdı ya neyse. Sözleşmeyi imzalayıp iki ayak üstüne duranlar, bizi kafese kapatıp fındık fıstık atardı.

Karar değiştirdim! Maymun da değil “cacık” olsaydık. Çünkü geldiğimiz noktada bizden bir cacık olmaz.

Sevgiyle ve az gelişmişlerden uzak kalmanız dileğiyle,

Sevdaluk Halleri

Sevdaluk Halleri

Sevdanın halleri üzerine üç beş laf dönüp duruyor kafamda. Yazmazsam kurtulamam malum.

Sınıflandırıp etiketleyince düzenli ve net oluyor her şey. Sınıflandıralım o vakit.

Çok seviyorum ölürüm onun için denilen haller-Ergenlik zamanlarıdır. Yaş ergenliği geçip hala bu yaklaşımda devam eden varsa, daha az Türk dizisi seyretmesini öneriyorum. Haftada en az bir kitap ve en az bir de hobi edinmesi, ruhen büyümesine faydalı olur.

Sevdanın s Hali- Bu dönem sarılıp “S” şeklinde kucaklaşarak geçirdiğin dönemdir. Yaşı-zamanı her bünyeye göre değişir. En makul ve paylaşımı karşılıklı olan dönemdir.

“Çok sevdim katlanıyorum” ise böööööööle orta yaşa henüz gelmemiş ama içi geçmiş, sevdayı gömmenin büyüme göstergesi olduğunu sanan zihniyet söylemidir. Bunun akabinde de “havalar da yağacak galiba, romatizmalarım azdı” filan diye devam eder. Bunu söylerken de yorgun bir eda ile battaniyeyi dizlerine örter. Arkanıza bakmadan kaçın:)

“O kadar çok seviyorum ki ölsün istiyorum” halleri orta yaş zamanıdır. Bir nevi geç ergenliktir. Sevmekten vazgeçemeyip, kötülüğü de görmeye takati kalmadığından, daha doğrusu gönlü yorulduğundan; ölsün de aman rahmetli de bık bık iyiydi, sırma saçlıydı, badem gözlüydü diye ağlaya ağlaya lokma döktüresi vardır.

“Seviyorum, ama onu sevmeyi eskisi kadar sevmiyorum” denilen zamanlar ise kemale ermiş bünyedir. Teşhis konur. Zaten bundan sonrasında su akar yolunu bulur, “bu yaralar da kurur” diyerek doğru yol bulunur.

Yolunuz doğru, yaralarınız kuru olsun. Lakin her daim sevdanız olsun.

Ey Ruh! Geldiysen 3 Kere Devinsene

Ey Ruh! Geldiysen 3 Kere Devinsene

Sanatçı, bu çalışmasında; günlük maskemizin altındaki gölge yönlerimizin ortaya çıkışını vurgularken … Yok be şaka, çalışmamın tek amacı kaz ayakları ve göz torbalarımı görünmez kılmak:)

Yine de eğer konsept diye yutturmak isteseydim nasıl anlatır; süslerdim okuyabilirsin.

Sanatçı bu eserine “Ruhumun Devinimleri” adını vermiştir. -Öyle dümdüz ruhu kim ne yapsın? Devinimlisinden olacaktı elbet ruhum;) -Eserde, içimizden biri olan sıradan insanın bile kendisi ile baş başa kaldığında açığa çıkan karanlık tarafının altını çizerken; kadının elindeki telefona odaklanış detayı ile, sosyal medya bağımlılığının kişinin ruhundaki renkleri ve canlılığı soldurduğuna gönderme yapıyor.

Breh breh breh… Hadi ya… Sanatçının bundan haberi var mı?

Peki. İkinci deneme o zaman.
Sanatçı, bu eserinde(!) ana hatları aynı kalsa da insanın zaman içinde renksizleştiğine gönderme yapıyor. Detaylardaki saçların dağınıklığı ise kafanın çocuksu çılgınlığı devam ettiği halde bedenin solarak ona uyum sağlayamadığını gözler önüne seriyor. “Zamanın Götürdükleri” adlı bu yapıtı “Şu An Uydurdum Akımı” nın klasikleri arasında şimdiden yerini almış görünüyor…

Gel vatandaş gelllll konseptin hası burdaaa…

Ben bu yolda yürürüm arkadaş.
Bir dahaki ürün/konsept kampanyam ikizlere takke konulu olacak. Şöyle ki
“Giel ablacım gel! Paris hilton da burdan aldı” şeklinde, yaratıcı(!) bir slogan düşünüyorum. Lakin müşteri gelir mi bilmem. Malum; kadın almak isteyecek, ama yanındaki adam kolundan çekiştirecek
-“Sen benim başımı belaya mı sokcan Ayten. Paris hiğltoğn mu olcan başıma. Tövbe tövbe”
Devinimsiz takkeler dilerim sevgili okur. Ya da öyle bir şey işte😊
Neşeli kalasın

Bapatya

Bapatya

Seviyor sevmiyor diye geçmişte çok papatya yaprağı yoldum. Çoğunuz çocukluğunda yapmıştır elbette.

Son yaprak seviyor çıkınca, ben de papatyayı severdim. O dakikadan sonra sanki suçlusu ben değilmişim gibi utanmadan yaprakları yolunmuş haline üzülürdüm.

Öyle yaparız. Seviyor mu acaba diye hırpalar, koparır, parçalar tanınmaz hale getiririz. Sonra da artık var olmayan bir güzelliğin melankolisiyle gereksiz havalara girer, efkarlı da şarkı patlatırız. İç geçirmeler, dalgın düşünceli pozlar filan. Ne güzel dünya.

Sevmiyor çıkarsa, daha da şeytanlaşırdım. Kalan yapraksız boynunu da koparıp kenara fırlatırdım.

Kısacası papatya için sonuç aynıydı, çünkü baş rolde papatya değil, benim sevdam oluyordu. Teknik olarak benim aşk filmimin senaryosu her durumda papatya cesetleri üzerine kuruluydu.
-Ex-Sevda niyetine, El Papatyaaaa….
-………AMİNNNN!
-Ey cemaat, Merhumeyi nasıl bilirdiniz?
-Kıymetini bilemedik

Yaş kemale erip de; seviyor sevmiyor sorusunun cevabını papatyalara sormadan da anlayabilir olduğumda, papatyalara başka gözle bakmaya başladım. Yok yahu! Başka gözle derken, öyle değil. Dünya Ahiret bacımdır hepsi. Senin için fesat bebeğim.

Diyeceğim o ki: Baş rolü papatyalara verince ne muazzam bir güzellik olduğunu görebiliyor insan. Baktım valla harika hatun bu Papatya. Tabii ki hatun😊

Düşünsene doğal ortamda kendiliğinden yetişiyor. Bahçıvan filan istemiyor. Suladılar/sulamadılar diye kimseden medet ummuyor. Gübremi vermediler de amanınnn azotum yetmedi; yetişin a dostlar yaprağıma dokundular da soldum- gibi tripleri de yok.

Sevmeyip de ne yapalım şimdi biz bu vahşi hatunu?

Yüzüklerin Efendisi, Yüzük Gerçekliği

Yüzüklerin Efendisi, Yüzük Gerçekliği

Bir varmış bir yokmuş.

Tarihi, efsane sanan çokmuş.

Cücelerin madenci, elflerin ölümsüz okçular olduğu zamanlarda; orta dünyada Frodo (Furudo) adında bir adam yaşarmış.

Lakin bu Furudo kitap ve film serisinde anlatıldığı gibi bir hobbit değil, Fahrettin adında bir Türkmüş.
Gel zaman git zaman gerçek adı unutulmuş. Herkes ona Furudo der olmuş.

Günlerden bir gün Furudo’nun karısı, Shire (Şaaayır)’ın berrak sularında çamaşır yıkamak üzere evdeki kirli pasaklı ne varsa toparlamış. Bir de ne görsün? Furudo’nun cebinden pırıl pırıl bir yüzük çıkmasın mı?

Boyu devrilesice diye dizlerini dövüp sayıp söverek Şaayır’ın merkez kıraathanesinin yolunu tutmuş.

Gandalf adında, sakallı bir dedenin işlettiği kıraathaneye bir giriş girmiş ki; Gandalf Baba, arıza çıkacağını anlayıp müdahale etmiş.
“Dur hele hanım kızım, bu ne öfke” diyerek durdurmuş hatunu. Sen karışma be adam!” diye adamı bir haşlamış ki-yaşlı adamın griye çalan saçı sakalı, o an tamamen ağarmış.

Rivayet olunur ki, o günden sonra ahali ona Ak Gandalf demeye başlamış.

Neyse efenim; Gandalf’ı geçen hatun, Furudonun oturduğu masaya koşup yumruğunu masaya vurarak “seni adi herif!” diyerek kocasının suratına tükürüvermiş.

“Bu ne lan bu ne….” diye elindeki yüzüğü Furudonun gözünün önünde sallarken berikinin suratına salak bir ifade gelip oturmuş. Kıymetlimisssss diye hatunun elindeki yüzüğe atılmışken, hatun çekip kurtarmış yüzüğü.
Kimin ulan bu yüzük? Bu yüzük ancak toynağa uyar diye yaygarayı koparmış.

Furudo  kıvırmaya başlamış.
“Bak yavrum, bak güzelim; bildiğin gibi değil. Ben hiç senin üstüne gül koklar mıyım? Bunlar hayat memat meselesi. Bu yüzük orta dünyayı kontrol edecek diğer yüzükleri kontrol eden hüküm yüzüğü … bık bık bık” anlatmaya başlamış ki hatun gürlemiş.

-Ne dünyası, çirkin bodur. Ben de üstünde ne yazıyor, Rus mu, Ukraynalı mı derken, sen kalkmış orta dünyanın tüm diyarları diyorsun. Yuh kart zampara!

Bizimki, hikayeden vazgeçmemiş. Ya kaybedecek; ya da yok artık bu kadarını uyduramaz dedirtecek bir hikaye ile paçayı kurtaracakmış.

Anlatmış da anlatmış. İşte yüzük amcasından ona kalan yadigarmışmış da. Onun da başına bela olmuş da. Yüzük taşıyıcısı seçilmiş de; bööööle simsiyah pelerinli adamlar onları ölük atlarla kovalıyormuş da; efenim yüzük Hüküm Dağı’nın ateşinde dövülmüşmüş de; yok efenim Mordor’a götürüp atılmazsa da dünyayı kötülük ele geçirecekmiş deeeee.

Hatta bak bu özel zırhı da bana hediye ettiler deyip gümüşi metalik yanar dönerli slim-fit bir janjanlı kıyafeti çantasından çıkarıp göstermiş. Kadıncağız bulduğu yüzüğe mi üzülsün, yoksa kocasının böyle janjanlı kombinezonlarına mı hayıflansın -şaşırmış kalmış.

Kızımız yığılıvermiş masaya. Yüzüğü yere fırlatıp, başını ellerinin arasına almış.
Furudo yüzüğü yerden kaparcasına alıp “Kıymetlimisssss” diyerek sırıtmış. Sam (aslında Samet) hemen araya girip yenge merak etme ben de beraber gider, yüzüğü Mordor’a götürmesini sağlarım derken Furudo pası alıp şutu çekmiş.
“Tabi tabi arkadaşlar da olsun. Su gibi iki-üç elf prensesine, ormanın taşşşş gibi kraliçesine filan yol danışır, bacılara teşekkür eder, görevi tez zamanda tamamlar gelirim; canım benim” derken iştahla gülümsemiş.
5. günün şafağında doğuya bak ve beni bekle karıcığım- diyerek yola koyulmuş.

Körün istediği bir göz kaçamağa gitmekmiş ama Allah vermiş iki göz ki arkadaşını da yanına alıp günlerce ortadan kaybolmasına kılıf bulmuş.

Böylece, ciltler dolusu hikayeye malzeme çıkacak kadar adam, Furudo’ya bu yolculuğunda eşlik etmiş. Çünkü erkek dayanışması bunu gerektirir:)

Ha bir de 5. Günün şafağında Mordor’dan dönünce bakmış ki yolunu gözleyen kimse yok. Hatunu; Legolas diye böle temiz pak, sarışın, ince, uzun bir adamla el ele- kol kola görünce….. Mordor’a dönüp kendini ateşe atmış. Bu kısım da filmde yok:)

Hikayenin ana fikri şu: Hüküm Dağı’nın ateşine güvenip, Hükümet gibi kadınları kandırmaya kalkmayın:) Ateşlerde yanmayın.

Reenkarnasyonun Kurumsalı

Reenkarnasyonun Kurumsalı

25-32 Yaş Arasındaki Holdingimize Hayat Arkadaşı aranıyor……

Reenkarnasyon olsa ve bir daha dünyaya gelecek olsam; ben de kurumsal bir hayat isteyeceğim. Reenkarne olacaksam en kurumsalından olacağım vesselam!

“Kurumsal firmalara kiralıktır” ilanlarını görünce uzun uzun gülüyorum.

“Yapılan tetkiklerde çay ocağındaki Recai Bey’in muhasebe departmanındaki Ayşe Hanım’a -ablacım- diye hitap ettiği ve ayrıca Ayşe Hanım’ın da departman yöneticisine yazdığı rapor e-mailinde cc olarak üst yönetimin yer almadığı, bunun yanı sıra Lojistik departmanında son gerçekleşen iç denetimde saptanan minör hatalar için herhangi bir düzeltici önleyici faaliyet yapılmadığını saptadığımızdan; maalesef mülkümüzü size kiralayamam” mı diyeceksin?

Yapmayın annem! Yapmayın kuzum!

İlanın Türkçe meali şu “noooolur lütfen bir banka kiralasın da… buralar prim yapsın, malımın mülkümün değeri artsın”
Dürüstçe böyle yaz işte. Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Bu ilan ses getirir.

Bu saçma ilanları kafaya taktım ve düşündüm. Kurumsallık arayışı daha saçma nerede uygulanabilir buldum.
Reenkarnasyon olsa ve bir daha dünyaya gelecek olsam; ben de kurumsal bir hayat isteyeceğim. Reenkarne olacaksam en kurumsalından olacağım vesselam!
Şimdi efendim; kurumsallık alanına girdiğimizde tabii ki her şey süreç değerlendirmeleri ile başlıyor. Yeni doğan süreci, bebeklik süreci, en zorlu aşama olan ERGENLİK süreci, gençlik, orta yaş ve henüz deneyimlemediğim diğer süreçler var.

Hayat denen üretim/tüketim döngüsündeki süreçlerde en önemli etken INSAN. SWOT analizinde bu önemli noktayı tespit edince karar verdim. Kurumsal reenkarne olmuş yeni hayatımdaki insan kaynakları için iş ilanları hazırladım. Bir kariyer sitesinden ilan verip adayları değerlendireceğim.

0/13 yaş arası Kurumsal İnsan Bünyesine Destek olacak beslenme ve sağlıklı yaşam koçu aranıyor
Tanım: Holdingimizde (narsist bünyeme ltd diyecek halim yok. Tabii ki Holding diye vereceğim ilanı) 13 yıllık bir projede görevlendirilmek üzere beslenme ve yaşam koçu aranıyor.

Günlük sevme ve doyurma rutinlerini takip edecek,
Düzenli uykunun sağlıklı yaşam üzerinde etkisinin bilincinde olan ve bu bağlamda yatağa gitmeyen müşteriyi “gece yatmak bilmiyorsun sabah kalkmak bilmiyorsun Allah’ın cezası” sloganı ile motive edecek/ya da bezdirecek,
Şirket dışı bağımsız denetim kuruluşlarının tetkiklerinde başarı elde edebilmek amacıyla “her gün denetim günü” disiplinini sağlayacak iç denetim yeteneklerine sahip, “ELALEM NE DER?” sloganını şiar edinmiş,

Aidiyet duygusu yüksek,

Komşunun oğlu okul birincisi olmuş, komşunun kızı ulusal resim yarışmasında dereceye girmiş vb. gibi piyasadaki rakipleri yakından takip ederek analizleri ile ekibi motive edecek
SS subayları -pardon yaşam koçları- aranıyor.

Müracaatların bizzat yapılması gerekmektedir. Bir eşi olmak ve ekip çalışmasına yatkın olmak tercih sebebidir.

13/16 yaş arası holdingimizin bünyesinde istihdam edilmek üzere ebeveynler aranıyor
Konusunda tecrübeli olmasa da olur. Zaten her bünyenin ergenliği farklı geçiyor,
Dönemsel Pazar analizlerini yaparak harçlık ödeneklerini zamanında ve piyasa şartlarında yapacak,
Sabır konusunda Yüksek Lisansa sahip
Mümkünse Evliya Sabrı Doktorası bulunan,
Her türlü yolsuzlukla başa çıkabilecek şekilde “sen giderken ben dönüyordum” mesajını astlarına hissettirerek yanlış yapmalarına engel olabilecek,
Ebeveynler işe alınacaktır. Müracaatlar ön eleme neticesinde mülakatla değerlendirmeye alınacaktır.

15/25 yaş arası holding bünyemize uygun Flörtler aranıyor
Holdingimizde dönemsel görevlendirilmek üzere flörtler aranıyor.
Adayların istihdamı stajyer kadrosundan yapılacaktır.
Nazik, sevecen, aidiyet duygusu yüksek stajyerler arasından romantizm performansına göre yapılacak değerlendirmeyle hayat arkadaşı departmanına terfi etme şansı bulunan adaylar tespit edilecektir.
Terfi aşamasında yapılacak değerlendirmede stajyerlik başvurusunda 5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz sorusuna “nikah masasında” şeklinde yanıt vermiş adaylar tercih sebebidir.
Kız olarak dünyaya geleceksem: bu adaylarda askerlik şartı bu yaş aralığı için aranmamaktadır.
Erkek olarak dünyaya geleceksem Kına diye tutturmaması ön şarttır. “Kına gecesi yapacağım, hüngür hüngür de ağlayacağım” diyen adaylar, zinhar değerlendirmeye alınmayacaktır.

25-32 Yaş Arasındaki Holdingimize Hayat Arkadaşı aranıyor
Mülakat aşamasından itibaren 5 yıllık kariyer planında nikah masasına oturmak olan,
Sabırlı, aidiyet duygusu yüksek,
Pazar ve rakip analizleri yapmayan
Görev tanımı dahilindeki sorumluluklarını yerine getiren,
Esnek sevişme saatlerine uyum sağlayabilecek,
Kriz anlarında “elbette gayet yakışmış” gibi söylemleri ile motive edici bir ekip lideri ruhuna sahip,
“Bu pantolonla bu gömlek olur mu?” gibi problemleri çözmek konusunda analitik düşünce tarzı ile ekip arkadaşına destek verebilecek,
Seyahat engeli bulunmayan,
En az 1, en fazla 2 çocuğun sorumluluğunu üstlenebilecek,
Holdingimizin “sakal ve/veya bıyık kesinlikle yasaktır” şeklindeki net yönetmeliğine uyum sağlayacak (Bay/Bayan)
Hayat Arkadaşı adayları ile mülakatlar yapılacaktır. Dönemlik değil, ömürlük bir pozisyondur. Kariyer değişikliği düşünen adayların başvurmaması rica olunur.

🙂 Aklıma ilk gelenler bunlar. Kurumsallık zor iş güzelim. Ömründeki tüm insanları düşünsene. Daha öğretmeni var, arkadaşı var, iş arkadaşı var, komşu var… Var da var.

Her biri için aranan nitelikler, görev sorumluluklar yazmaya kalksak 3 kere filan dünyaya gelmek lazım. Doğaçlama iyi böyle galiba.
Takılalım gitsin.

Biz sizi ararız:)

Taptaze Masallar

Taptaze Masallar

Masallar gerçek olsa diye diledin mi hiç? En azından çocukken dilemişsindir.
Şimdi sorsalar, Alaaddinin sihirli lambasını bulmak dışında hepsine burun kıvırırım. Lakin onda da şartlarım var. Lambayı buldum, içinden cini çıktı diyelim. Dilek verdi diye kendimi ezdirecek halim yok. Diyecek ya 3 dilek hakkın var. “Bir dileğim var sadece. Üstü sende kalsın bebeğim” diyeceğim. İlla ısrar kıyamet devam ederse bir Felak bir de Nas surelerini okursam arkasına bakmadan kaçar Allahsız.
Sindrella filan evlerden ırak Ya Rabbim. Kendi evimde hizmetçi olayım, kötü muamele göreyim; yine de sevgi timsali, prenses çizgisinden ödün vermeyen bir masal kahramanı olayım istemem. Hizmetçiliği ve eziiiiik ezik herkese gülümsemeyi geçtim, beni ancak ayağımdan tanıyabilen aptal bir prens için kabaktan arabaya binip, farelerle takılmak da bana gelmez kuzum. Aşksa aşk. Ferhat yiğit gibi dağları delip, o gelsin bana.
Pamuk prenses olduğumu var sayalım. Cücelerin feleği şaşar. Ben bütün gün silip süpürürken söylenirdim zira. Bu boyla bu kadar pislik nasıl yapıyorsunuz Allahsızlar!…
İsimlerini de değiştirirdim hırsımdan. Huysuz olurdu Nursuz; Mutlu olurdu Kokulu, Meraklı’ya da Pasaklı derdim mesela.
Başka şeyler anlatacaktım yine konudan uzaklaştım. Diyeceğim o ki masalları gerçekçi yazmıyorlar.
Bak mesela Pamuk Prenses Masalını ele alalım. Farklı açılardan ele alacağız elbette. Malum burası bir bilgi yuvası!:)
Değil elbette, ama daha çok eğleneceğim için öyle yapacağım.

Masalda
Üvey anne kraliçe, aynaya sorar. Ayna ayna söyle bana, Var mı benden güzeli bu dünyada? Nursuz ayna der ki Pamuk Prenses senden daha güzel. Daş Daşşş.
Üvey anne çağırır güvendiği avcısını. Der ki “git ormanda öldür, kalbini de bana getir.”
Avcı insafa gelir, kıyamaz. Pamuk ormanda 7 cücelerle hijyen esasına dayalı bir yaşam sürer. Ama sonra yıkamadan elmayı yiyince çeçe sineği ısırmış gibi derin bir uykuya dalar. Boş gezip nerde hatun bulsam da öpsem diye bakan bir eblek prens gelir Pamuğu öper. Cüceler de ulen o bize emanetti, sen bizim bacımızı nasıl öpersin dürzü diyeceği yerde muhteşem bir mezhebi genişlik timsali olarak, alkış kıyamet eğlenirler.

Gerçek Hayatta
Üvey anne Sosyal Medya Hesabında takılmaktadır. (Ya da- İnsta, insta söyle bana, var mı benden daha fenomeni bu dünyada?) Takipçilerine bakar. Pamuğun takipçi sayısı kendisininkini katlamıştır. Hatta ve hatta; gayet mutaassıp kıyafetleriyle olan fotoğrafları bile, kraliçenin derin dekolteli elbisesiyle olan selfielerinden daha çok “like” almaktadır.
Üvey anne çağırır alt komşusunu, fitili ateşler.
“Bu sürtük yoldan çıkacak. Bakma öyle mutaassıp tavırlarınaaaa, ne malın gözüdür oooo”.
Dedikodunun odununu harlar. 2 haftaya kalmaz; adı çıkar Pamuk’un. Babası da panikler elbette. Benden çıksın kocası uğraşsın diyerek, kör topal demez ilk talibe söz keser. O kuşla böcükle konuşurken kafasına taktığı kurdele nişan yüzüklerine bağlanır bu kez. Üvey anne düğünde halay başı olur.

Türk Dizisi Versiyonu: İzmir, Bursa, Antalya, Bodrum gibi bir şehirde geçtiği takdirde;
Kalburüstü Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Naci Kalburüstü (Koca Yön. Kur. Bşk’nın ezik gibi bir isim ve bir soy ismi olacak değil herhalde. En az 2 isim olması farzdır.), uzun yıllar önce ölen eşinden sonra nihayet Fettan Şaheste’de aşkı bulur. Evlenirler.
Fettan Hanım, Ekrem Naci’nin kızı Pamuk Su’nun herkes tarafından sevilmesinden, özellikle de resepsiyonlar ve Vakıf toplantılarında tüm ilgiyi üzerinde toplamasından rahatsızdır. Mirasın cücük kadarı kendisine kalacakken, bu sevgi böceğinin pastanın büyüğüne konması hiç de adil değildir. Hemen hain ve fitne fücur bakışlı ve mutlaka bıyıklı şoförünü çağırır. Ne hikmetse alamadığı takdirde Kalburüstü Holding’in tamamen batacağı ihalenin dosyalarını arabadan çalıp, ihaleyi rakip firmaya verdirirler. Karşılığında Fettan Hanım’ın kişisel hesabına güzel bir meblağ gelir. Ekrem Naci kriz geçirir, durumu ağırdır ve doktorlar umutlu değildir. Hakkın rahmetine kavuşmadan önce Pamuk Su’nun rakip firmanın yağız delikanlısıyla evlenerek aile yadigarı şirketi kurtarmasını ister. Pamuk Su evlenir, Ekrem Naci Rahmetli olur.
Pamuk Su iç bunaltan iyiliği ile, içi çirkin ama kendisi güzel yağız delikanlıyı ahlak timsali bir adama dönüştürüverir. Fettan Hanım, beş parasız kalıp şoförünün yardımıyla yaşamını sürdürür. Pamuk Su, Yağız’la vakıf toplantılarında boy gösterip yerel gazetelere mutlu fotoğraflar verir.

Ağası ve aşireti ile meşhur bir şehirde geçen Türk Dizisinde:
Mangıroğlu aşiretinin aşırı zengin ve güçlü ağası Behçet Mangıroğlu (tek isim yeterlidir. Zaten ağalı dizide her daim adı ve soyadı ile anılacağından; ikinci isim lüzumsuzdur) yörenin en güzel hatunlarından biri olan Fettan’ı ikinci eş olarak alır. Aşk maşk yoktur (daha doğrusu yoğkhtur). Aha da bunu istedim ve aldım demek için çatır çatır basmış parayı, almıştır Fettan’ı.
Behçet Ağa’nın sevgi dolu ama her daim baba baskısı altında ezilen kızı Pamuk Mangıroğlu, üvey annesine bir gün bile surat asmamış, onu ablası yerine koymuştur.
Zorla ağayla evlendirildiği için mutsuz olan Fettan ise başkasının mutlu olmasına tahammül edememektedir. Aslında muhtarın oğlu Ali’ye yanıktır. Bir gün Muhtarın karısı, Ali’nin aşkından yemeden içmeden kesildiğini söyler. Heyecanlanan Fettan kime aşık diye sorar. Muhtarın karısı “kim olcek, sizin Pammmııııghhkk” dediğinde Fettan için zorlu bir intikam süreci başlar. Yine bıyıklı, yine fitne fücur bakışlı şoförü çağırır (aşiretin konumuna göre bu karakter seyis de olabilir). Bu Pamuğu al götür tenhaya diye buyurur.
Sonra Şoför tam tenhaya arabayı çekmişken Pamığın kardeşi olduğunu, üvey anne Fettanla görümce olduğunu, Ağanın da aslında ağa değil kayınçosunun askerlik arkadaşı olduğunu anlar ve kafa 1500 olduğundan “dünya ahiret bacımsın Pamıggghk. Öl de öleyim. Bundan sonra sana yanlış yapan bana yapmıştır der” gider Fettanı 14 yerinden bıçaklar. Çünkü töre bunu gerektirir.
Hala okuyor musun cidden:)
Sağ olasın. Lambayı sen bul, dilek hakkın 5 olsun dilerim.

Alaca Karanlık Kümesi

Alaca Karanlık Kümesi

Zombilerden korku gerilim filmi mi olur?
Ben sana gerçek bir gerilim senaryosu yazayım. Zombi filan değil. Kaz sürüsü koyacaksın. Sen hiç 5 yaşında, her Allah’ın günü okul yolunda kazlar tarafından kovalandın mı?
Sonra neymiş? “anaokulunu da sevmedi!”
Acaba niye sevmedim? Ben bilmez miyim hamurcukları eze yoğura kargacık burgacık prenses yapmayı? O kadar korkup koşunca tık nefes oluyorsun. Sen hamur gibi olup yayılıyorsun haliyle.

Ses desen, efekte gerek yok zaten ürkütücü sesleri var. Boyut desen, 5 yaşa göre ne kadar selvi boylu olursan ol yine de kazlar sana dev görünüyor. Gagalarını öne uzata uzata koşmalarını gözünde canlandır bakalım. Zombi denen ölük ve koşamayan kansızlar mı daha ürkütücü yoksa hedefine kilitlenmiş kanlı canlı bir kaz sürüsü mü? Başka sorum yok sayın hakim! Oscar’ı adresime gönderirsiniz.

Korku gerilim filmlerinin bir versiyonu daha var. Örnek veriyorum 6. His. Çocuk film boyunca hayaletlerden korkuyor da filmin sonunda dertlerini anlatmak için çocuğu takip ettiği, çocuğun aslında onlara yardımcı olması gerektiği ortaya çıkıyor. Onun da şöyle bir versiyonunu yapacağım.

5/6/8 hatta 10 yaşındasın. Evet yılmadım ve hep aynı hataya düştüm! Serisini çekeceğim, her yaşa bir bölüm.
Neyse efenim. Pazarda yolda kolide satışta görülen neşeli şirincek civcivler ayy ne ciciş nidaları ile her kardeşe birer adet alınıp eve gelinir. Filmin başında masum başrol kızcesi, civcivi sever, okşar, agucuk bugucuk yapar. Sadece birkaç gün sonra diğer kardeşlerin civcivleri işveli cilveli tavukçuklara doğru evrilirken kızcemizin civcivinin horoz olduğu belli olur. Evin içinde kız önde koştukça o da maskulen savaşçı bünyesi ile ardından koşar. Yakalasa gagasının tırnak törpüsü kadar bile etkili olmayacağı kesindir ama o kovalamaca yine tık nefes eder. Günün sonunda horozcuğun tek derdinin “birkaç buğday tanesi ver bana kurban olduğum” olduğu kesindir. Yine de o korkuyla elbette en yakın köy evi bulunan eşe dosta hediye edilmekten kurtulamaz. Koşmaktan nefesim tıkanıp yattığım sahnede de fısıldayarak kırçıllı bir sesle ‘I SEE COCKS’ diye araya repliği de sıkıştıracağım.
Oscara az kaldı velhasıl-ı kelam. Korku gerilim dalında en iyi hikaye ödülünü alacağım kısmetse.
Mısırları patlatın, koltuklara kurulun.
Çok yakında vizyonda.