Dominik Tarhanası

Dominik Tarhanası

“The walking Dead” oyuncusu gibiyiz hepimiz. İzlerken de düşünmüştüm Türkiye’de çekilse bu senaryo, kim oynardı diye. Mesela Rick Grimes’ ın 6. Sezondaki sakallı hali için Halit Ergenç’le görüşmelerim devam ediyor. Muhteşem Yüzyıldaki sakal gıdıdan aşağıda haliyle oynasın diyorum.

Gündemle ilgili uzun yorum yapmak gibi bir niyetim yok.

Kamu spotumsu fikrim şudur ki : Umursamaz olmayalım, temizliğimize dikkat edelim, az insanla temas edelim ama felaket tellallığı da yapmayalım.

Panik havası, güvenlik tedbirlerini yok sayıp, saçmalamamıza sebep olur unutmayalım.

Şu sıralar çoğumuzun tek derdi raflarda makarna bulup bulamayacağımız.

Bir ara yarışma program vardı hatırlayanlarınız vardır. Markete giriyor yarışmacılar ve bir arabayı dolduruyorlar. Süre sonunda en fazla tutarda mal alan kazanıyor. Das Kapital! 😊

Şu sıra tam da öyle anlar yaşanıyor marketlerde.

“The walking Dead” oyuncusu gibiyiz hepimiz. Kimin acil durum planı nasıl- muhabbet hep bu.

İzlerken de düşünmüştüm Türkiye’de çekilse bu senaryo, kim oynardı diye. Mesela Rick Grimes’ ın 6. Sezondaki sakallı hali için Halit Ergenç’le görüşmelerim devam ediyor. Muhteşem Yüzyıldaki sakal gıdıdan aşağıda haliyle oynasın diyorum.

Arbaletine kurban olduğum Daryl Dixon rolünü, kimselere yakıştıramadım henüz. Belki kıyamam yumuk gözlüme, komple çıkarırım Türk versiyonunda.

İzlemeyenler bile tahmin edebilir. Dünyanın başı dertte, hayatta kalma mücadelesi her yerde. Para da işe yaramıyor, bulduğunu yiyorsun. Dominik’te filan değil bebeğim, her yerde bir survivor olma çabasında yaşayan insancıklar var senaryoda.

Bizde çekilemiyor öyle filmler. Tespitime göre iki büyük problem var sektörün önünde. Dev bir hizmet daha benden size. Sinema/dizi sektörüne yeni bir soluk getiriyorum. Hazır olun.

Sorun 1. Her türlü yeni ürün arzı ve sağlık hizmetinden yoksun yeni dünyada kesikler, yaralar vb için mutlaka bir adet skoç viski şişesi gerekiyor.

Kahraman yaralanmış, sen ekran başında kıvranıyorsun -ah kuzum dayanamam, ölme nolur- diye. Tam o sırada biri diyor ki “hemen kurşunu/oku kesip atacağız ama anestezik malzeme yok. Dişini sıkıp hayranlarına -of be koçum- dedirteceksin. Dezenfeksiyon için bu iş görür.” Şaaaaaak… alıyor viski şişesini. Bir yudum içip bir yudum da yaralıya veriyor. Racon belli, şişenin kalanı yaraya boca edilecek. Bizim ülkede yaygın olmadığından hiçbir sahnede kahramanı yaralayıp ağız tadıyla anestezisiz dikiş atılamıyor maalesef.

Çözüm: Her evde Balıkesir kolonyası var. Benim gibi, misket limonu haricinde herhangi birine dayanamayanlar bile; malum sebepten aldı artık evine. Rahat rahat çekeriz o sahneleri. Adamın böğrüne kebap şişi girmiş mesela. Yardımcı oyuncu kadraja girip “Bu biraz acıtacak” (bu cümle farzdır) dedikten sonra besmele çekip kolonyayı basacak. Yalnız bir yudum içirme işini yapmasınlar. Maazallah.

Sorun 2. Bu tip filmlerde gelinen noktada; taze gıda olmadığı için konserve sardalya, fasülye vb tüketilir. Sardalya, ançüez, cornflakes nedir canım yaa? Ne tüketecek bizim karakterler?

Çözüm: Tarhana elbette.

Gözünün önüne getir şimdi. Çalıların rüzgarla savrulup döndüğü in cin top oynayan, hayalet kasabaya girecek ekip. Büyük görev ise şu: Evlerde tarhana avına çıkacaklar. Fasülye-domates konservesi, turşu yapan kadınlar da çok hayır duası alacak elbette. Salçalı ekmekle beslenerek 10 sezon geçirtiriz vesselam ekibe.

Yine de hiçbiri bir tarhana değil. Baş karakter Rick yerine Remzi olsun mesela. Corn flakes bulsa Remzi sevinir mi yahu? Bir ay önce, masada kereviz var diye isyan edip masayı yıkmış bünyeyi, mısır gevreği ile doyurabilir misin?

Kereviz seven Remziler alınmasın. Az daha duyar kasayım. Kereviz de alınmasın, örnek verdim sadece. Pırasa da olabilir mesela. Pırasa seven Remziler de meclisten dışarı……..Ispanak seven Okşanlar, enginara bayılan Kazımlar, yer elmasına hasta olan, kabağa doyamayan, patlıcana nikah kıyanlar……

Bu gibi zamanlarda herkes üstüne düşeni yapacak. Elini taşın altına koyacak. Ben de üstüme düşenin bir kısmını yaptım böylece.

Sektör, aklını başına alıp, bu önerilerimden faydalanarak örnek teşkil edecek filmler çekerse; Allah esirgesin olur da bir zombi istilası olduğu takdirde zombinin durumuna göre Fatiha veya Nas ve Felak okuduktan sonra herkes ne yapabileceğini bilecek.

Sağlıklı ve hijyenik kalınız efendim. Mecbur kalmadıkça evden dışarı çıkmayın. Okuyun, film seyredin, çocuklarınızla, ev halkıyla oyunlar oynayın.

Her şerde hayır vardır

Alaca Karanlık Kümesi

Alaca Karanlık Kümesi

Zombilerden korku gerilim filmi mi olur?
Ben sana gerçek bir gerilim senaryosu yazayım. Zombi filan değil. Kaz sürüsü koyacaksın. Sen hiç 5 yaşında, her Allah’ın günü okul yolunda kazlar tarafından kovalandın mı?
Sonra neymiş? “anaokulunu da sevmedi!”
Acaba niye sevmedim? Ben bilmez miyim hamurcukları eze yoğura kargacık burgacık prenses yapmayı? O kadar korkup koşunca tık nefes oluyorsun. Sen hamur gibi olup yayılıyorsun haliyle.

Ses desen, efekte gerek yok zaten ürkütücü sesleri var. Boyut desen, 5 yaşa göre ne kadar selvi boylu olursan ol yine de kazlar sana dev görünüyor. Gagalarını öne uzata uzata koşmalarını gözünde canlandır bakalım. Zombi denen ölük ve koşamayan kansızlar mı daha ürkütücü yoksa hedefine kilitlenmiş kanlı canlı bir kaz sürüsü mü? Başka sorum yok sayın hakim! Oscar’ı adresime gönderirsiniz.

Korku gerilim filmlerinin bir versiyonu daha var. Örnek veriyorum 6. His. Çocuk film boyunca hayaletlerden korkuyor da filmin sonunda dertlerini anlatmak için çocuğu takip ettiği, çocuğun aslında onlara yardımcı olması gerektiği ortaya çıkıyor. Onun da şöyle bir versiyonunu yapacağım.

5/6/8 hatta 10 yaşındasın. Evet yılmadım ve hep aynı hataya düştüm! Serisini çekeceğim, her yaşa bir bölüm.
Neyse efenim. Pazarda yolda kolide satışta görülen neşeli şirincek civcivler ayy ne ciciş nidaları ile her kardeşe birer adet alınıp eve gelinir. Filmin başında masum başrol kızcesi, civcivi sever, okşar, agucuk bugucuk yapar. Sadece birkaç gün sonra diğer kardeşlerin civcivleri işveli cilveli tavukçuklara doğru evrilirken kızcemizin civcivinin horoz olduğu belli olur. Evin içinde kız önde koştukça o da maskulen savaşçı bünyesi ile ardından koşar. Yakalasa gagasının tırnak törpüsü kadar bile etkili olmayacağı kesindir ama o kovalamaca yine tık nefes eder. Günün sonunda horozcuğun tek derdinin “birkaç buğday tanesi ver bana kurban olduğum” olduğu kesindir. Yine de o korkuyla elbette en yakın köy evi bulunan eşe dosta hediye edilmekten kurtulamaz. Koşmaktan nefesim tıkanıp yattığım sahnede de fısıldayarak kırçıllı bir sesle ‘I SEE COCKS’ diye araya repliği de sıkıştıracağım.
Oscara az kaldı velhasıl-ı kelam. Korku gerilim dalında en iyi hikaye ödülünü alacağım kısmetse.
Mısırları patlatın, koltuklara kurulun.
Çok yakında vizyonda.

Unicorn Görmüş Barbie Mutluluğu

Unicorn Görmüş Barbie Mutluluğu

Havalar ısınınca, sahillere havuzlara akın edenlere hayat kurtaran önerilerim olacak.
Değil tabii…  Yine de yazdım işte.

1) Sevgili ıstakoz bünyeli arkadaşlar! Güneş kremi ‘MUSKA’ gibi birşey değil. Öyle posta pulu kadar sırtına-böğrüne sürünce tüm gün korumuyor. Sonra, koruyucu krem sürmüştüm, niye böyle ciğer gibi oldum deme.

Bu ıstakoz grubu insan tipi, erkekler arasında daha yaygındır. Size bir sır veriyorum beyler. Hani hanımlar krem sürerken seksi göründüğü için yapıyorlar sanıyorsunuz ya. Üzgünüm ama değil. Güneş banyosunu sevdiğimiz kadar kendimizi de seviyoruz da ondan. Korunuyoruz yani. Sen, kremlenmeden ya da muska boyutunda boynuna bir damla sürmekle yetinip güneşe meydan okuyan delikanlı arkadaşım! Akşam sırtına böğrüne yatak yastık dokundukça sen ıhlarken biz ‘unicorn görmüş Barbie mutluluğu’nu yansıtan bir gülümseme ile uyuyoruz. Siz de yapın. Sevin ve koruyun kendinizi. Kendini sevmeyeni başkası neden sevsin?

Yine de diyorsan ki ‘illa ben bir damlasıyla koca bir günü geçireceğim’ o zaman sana önerim cidden bir oku üfle önce. Belki nefesin kuvvetlidir. Bildiğin üç beş de sure ayet varsa, dene şansını.

2) İkinci kıyağımı kendisi değil cüzdanı yananlara yapıyorum. Diyelim ki tatil beldesine gittin. Baktın çocuğa oyuncak almamışsın. Geçmiş olsun. Cüzdanında açılacak boşluğun boyutu, tatil beldesinde muhtemelen 5 katı fiyata alacağın oyuncağın boyutundan fazla olacak. Aldın kendini kötü hissediyorsun, peki ne yapacağız? Kendimden örnek veriyorum. Çapı 5 cm olan minicik bir topa usd üzerinden para ödeyip kendimi aptal yerine konulmuş hissettiğimde şöyle yaptım. CD üzerine yazmak için kullanılan, silinmeyen kalemlerden biriyle topun üzerine güzel bir Ronaldo imzası çaktım. Sonra da o topla, hayatım boyunca oynamadığın kadar oynadım. % 100 Türk Markasının altında Ronaldo yazıyor. Olsun! Pişman değilim böyle kendimi daha iyi hissettim.

Herkese bol D vitaminli günler dostlar.

Zamansız Hiyeroglif Sevgisi

Zamansız Hiyeroglif Sevgisi

Zamanında integral işaretini görüp, anlayıp, hatta çözebilen bu bünye şimdi “ < 3 ” ifadelerini görüp,- matematik ifadesi değilse ne ola ki acep- diye düşününce; anladım ki yaş geçmiş.

Bilenler vardır, ama benim gibi bilmeyip utandığından soramayanlar için yazayım. ” < 3 ” “Kalp” demekmiş. Peh peh peh…

Bir de kafanı yan çevirip bakacakmışsın ki göresin kalp şeklini. Hiyeroglif sevdalısı canım arkadaşım(!) Kafamı o açıyla çevirmek için boyun bölgeme cerrahi müdahale lazım. Onun yerine gel, ben sana açık kalp ameliyatı yapayım. Kanlı canlı göreyim kalbini. Bana niye eziyet ediyorsunuz?
Bak bir de bu var “ < / 3 ” Yaaa… yaktın değil mi diplomayı? Yak tabi, bu da kırık kalpmiş.
Ben mi? Hayır, bunun için yakmadım diplomayı. Çay makinesi neden çalışmıyor diye sağını solunu dakikalarca kurcaladıktan sonra, sevgili arkadaşımın “fişini taksan!” uyarısıyla kendime gelince dün yakmıştım onu. Olsun, mühim değil. Nasıl olsa artık diploma zorunluluğu yok:) (bak mesajsız yazı demeyesin, verdim işte al)

Önlüğüm Tarz, Tıbbi Müdahale Farz

Önlüğüm Tarz, Tıbbi Müdahale Farz

Üniversitede önlükle girdiğimiz laboratuvar derslerimiz vardı. Alt tarafı büretten damla damla birtakım kimyasalları başka kimyasalların üstüne akıtıp, renk dönüşümü gözlemlesek de, alkış kıyamet kendimizi kutlardık. Kantinde de önlüklerimizi çıkarmadan oturur, uzaklara dalar ve sektörde çığır açacak buluşlar yapacağımızı hayal ederdik.
Bendeki beyaz önlük motivasyonu hala aynı seviyededir.

Bundan birkaç sene önce babam hastanedeyken yanında refakatçi kaldım. Her sabah yapılan klasik anons geldi. “Refakatçiler odaları terk etsin, doktorlarımız viziteye çıkıp hastaları görecekler”
Çıkmak üzere odanın kapısını açtım ki, doktorla burun buruna geldik. “A pardon hocam şimdi çıkıyorum” derken, Doktor tok sesiyle “Kal! Gitme. Bana yardım lazım” dedi.
Sırf adam beyaz önlük giyiyor diye, iki cümleyle bende cerrahi motivasyon sağladı. Hocam ben ne anlarım demek nedense hiç aklıma gelmedi, “peki” dedim.

Elindeki Bond çantayı masanın üstüne koyunca huylandım aslında. Tamam önlüğü var da, Bond çanta ne alaka? Yine de önlüklü işte. Benim için diplomadan daha sağlam bir delil.

Çantadan ameliyat malzemesi çıksa, dese ki “Çekirge! Ben yorulunca sen devam edeceksin dikişlere.”, Asker selamı çakıp -bittabii sayın hocam!- diyeceğim. Adanmışlık seviyemi hayal et artık.
Hocanın önlüğü, bana üniversite yıllarımdaki motivasyonu geri getirdi. Gıda sektöründe henüz çığır açamamıştım ama tıpta şansımı denemek için geç sayılmazdı. Madem hoca da bende o ışığı gördü, kesinlikle bu fırsatı değerlendirmeliydim.
Bond çanta açıldı. İçinden böyle simsiyah örtüyü görüyorum. “Oturtalım beyefendiyi sandalyeye” deyince dedim bu işte bir gariplik var. Nasıl bir uykusuzluk ve akıl tutulması yaşıyorsam o an; benden yardım istemesine değil de örtünün yeşil olmayışına ve müdahaleyi sandalyede yapacak olmamıza takılıyorum.
O sırada kapı açıldı. Her gün gelen, güler yüzlü ve karizmatik doktorumuz ile arkasındaki suratsız ekibini gördüm. Karizma doktorumuz “Günaydın Ahmet, kolay gelsin. Sen bitir operasyonunu da biz sonra görelim hastamızı.” dediğinde duruma uyandım. Önlük, hastane berberinin önlüğü. Moral olsun diye Saç sakal tıraş olsun diye rica etmiştik. Devlet hastanesi olunca berberin önlüğü de doktor eskisi oluyor tabii.

Filmlerde kaçaklar kıyafet değiştiriyor da millet doktor sanıyor hani. Hadi leyn bunu nasıl yutuyorlar diyoruz ya. Demeyelim. Beyaz önlük varsa ve hastanedeysen yutuluyor kuzum.

Zıpkın Kozmetiği

Zıpkın Kozmetiği

Survivor’a katılsam; bütün oyunları kazanmak için inanılmaz performans sergilerim. Sebebine gelince: tamamen kişisel bakım odaklı.

Yemek işini oyunlardan çözelim de adadaki coconutlar bana kalsın isterim. Kendime hindistan cevizlerinin yağından sütünden nemlendirici yaparım. Çünkü adaya düşsem yanımda olmasını istediğim şeyler 3 başlığa sığmaz. Vücut, göz, yüz, gündüz, gece, ayak kremi vb. liste uzar…
O coconutların yağını takım arkadaşlarımın iştahından korumak için sınırlarımı inanılmaz zorlayabilirim. Hatta ve hatta Norveçli balıkçıların ve İsviçreli bilim insanlarının yüzü suyu hürmetine; zıpkınla balık avlama işinde ustalaşıp, varsa somon türevi cilde iyi gelen balıkların da korkulu rüyası olabilirim. Semirerek adadan dönen ilk takım olarak Survivor tarihinde yerimizi alabiliriz. Dominik sahillerinde somon olmayabilir. Yine de vardır elbet omegası bol, yüzgeçli benzer arkadaşlar.

Buradan Sayın Acun Ilıcalı’ya sesleniyorum! Ünlüler-Gönüllüler yerine, yağlı ciltler-kuru ciltler takımları olsun. Bak sen o zaman gör asıl çekişmeyi.
Bu kadar krem sevdalısıyım, yıllardır kullanıyorum da  Victoria’s Secret mankeni mi oldum? Yooo. Ama kullanmasaydım ne olurdu onu bilemiyoruz.
Neyse efenim; göz kremimin dibi geldi. Bu sefer başka bir marka alayım istedim. Yeni markanın çok faydası oldu. Göz altlarımı filan bilemem ama fiyatı görünce 3. gözüm açıldı. Aydınlandım. Dedim bunlar boş, hep dünya işleri.
Kısaca, sırf bir tüpüyle yepyeni bir göz sahibi oldum. Eski ikisi kırışsa da olur artık.
Tavsiye ederim. Kozmetik bedenen ve ruhen iyi geliyor.

Hadi bugünlerde mırın kırın etmeyeceğim. Erkeği kadını sakalı bıyığı salabilirsiniz. Yeter ki sağlıkla kalın.

Birlikteliğin Tek Geceliği, Sebebi Hep Evrim Teorisi…

Birlikteliğin Tek Geceliği, Sebebi Hep Evrim Teorisi…

Evrim devam ediyor Azizim. Kim ne derse desin gayet bilimsel yaklaşımlarım var.
Hani derler ya birini tanımak için yolculuk yap, yemek ye, eğer sevda söz konusuysa en az bir kere de beraber uyu diye. İşte bunların tamamını yaparak dün gece bir sivri sineği uzun uzun inceleme fırsatı buldum. Giderek daha zeki olmaya başladılar.
Bahçeden yatak odasına kadar peşimden öyle güzel süzüldü ki valla bu azimle dünyanın en çirkin adamı peşinden gelse sanırım emeğine karşılık en az bir çay içersin. Yolculuk aşaması tamam. Sonra yemek yiyelim diye tutturdu. İlla ben yiyeceğim diye bir ısrar, bir ısrar. Yahu yanımda yatan ve yüzey alanı benden elbette oldukça geniş olan adam dururken niye benim kanım? Bu kadar güzel kokan bir adamın tadı da eminim güzeldir. Ama yok biliyor tabi bir ısırıktan sonra kalkıp onu geberteceğini. Dedim ya tahminimizden zeki hayvanlar bunlar. İlla benim kanım.
O kadar yer varken gidip ayak bilekleri civarını tarumar etmek nedir? Son hamleyi aşile vurunca delirdim. Aşile saldıran sinek mi olur? Bu neyin kafası, nasıl beyin yapısı.
Yemekte hunhar davranışları zaten bende ilişkimizi sorgulamaya sebep olmuştu. Sonrasında ise valla sarılıp uyuyacağız canımmm şeklinde beni kandırıp en son aşil tendonumun üstünde kaşınması en zor bölgeyi tercih etmesi sebebiyle yollarımızı ayırdık.
Bir de ben öyle medenice filan ayrıldık modernitelerine uzak bir kişiliğim. Ya benimsin ya kara toprağın diyerek kendisini hunharca tek hamlede öldürdüm. Zaten ben yaz ilişkilerinde tek geceden yanayım. Prensip olarak bir sinekle birden fazla gece geçirmiyorum. Semirip bel balkonu yapıyorlar.
Kamuoyuna saygıyla arz eder, mışıl mışıl uykular dilerim.
Sevdiceğim hariç hepiniz bu ara sakalı bıyığı salabilirsiniz. Kıl tüy filan biraz perdeliyor sanırım bu sivri zekalıları.

İntikamda Kopça Paradoksu

İntikamda Kopça Paradoksu

Her lezzetin bir “olur”u, bir “en güzel hali” var. Şimdi sana hangi balık tavada, hangisi ızgarada güzel olur onu anlatmayacağım. Dur az sabır.
İntikamın soğuğu makbuldür konulu 3/5 laf edeceğim. Lazım olursa bakarsın senaryolara.
Bir ricam da intikam konusunda gurme değilsen lütfen boşa zaman harcama. Buradaki detaylar intikam fast foodcularına göre değil.
İntikamcının fast foodcusu nasıl mı olur? Şöyle tatlım. Canını her sıkana küfür sallayıp canını yaktım sanıyorsan intikam konusunda fast foodcusun.
İkinci intikam fast foodcusu da yekten sen bana bunu bunu böyle böyle yaptın/dedin diye Türk Dil Kurumu gibi sözlük anlamı verir. Karşısındakinden de suçlulukla dökülen gözyaşları eşliğinde ah ben ne eşşeğim yakarışları beklemek şeklinde ütopik hayaller kurar. Bu hayaller sadece Yeşilçam filmlerinde son sahnede gerçek olur. Öyle safsan da okuma. Bana gurme lazım. Şöyle gereğince marine edilmiş, ağır ateşte pişirilmiş, soğumuş, beklentinin de ötesinde intikamlardan keyif alanlar lazım yani. Diğerleri geri dursun, hiiiç boşa zaman harcamasın.
Kurallar:
Kural 1. Öncelikle soğuk servis mühimdir. Sıcak servis aynı lezzeti, hazzı vermez. Bunu unutma.
Kural 2: Hazırlık aşamasında yorulup bıkıp vazgeçeceksen hiç başlamayacaksın. Tarifi yarım uygularsan tam ters etki yapar senin canın yanar. Bunu da koy cebe.
Kurallarda mutabıksak; gelelim ihtiyaç listesine…
• Kızgın bir ruh hali olacak. Soğumasına izin vermeyeceksin. Benmari usulü hafif ılıkta tutacaksın bir süre. Oda sıcaklığından hallice olsun yeter. Çok ısıtırsan için yanar, heyecana kapılıp aceleyle yüzüne gözüne bulaştırırsın.
• Merhametin varsa onu bir kavanoza kapayıp en kuytu köşede bir rafa kaldıracaksın.
• Henüz bu işlerde yeniysen eş zamanlı olarak birden fazla intikam projesini bir arada yürütmeyeceksin. Acemi aşçının aynı anda birden fazla yemek yapmaya kalkıp iyi ihtimal birini, genelde ikisini birden yakması gibi bir sonuç elde etmen muhtemeldir. Kısaca “step by step baby”.
• Sabrını ve aklını ayrı bir yerde birebir oranında karıştıracaksın.
• Ketum olacaksın. Yalan söylemeyeceksin; lakin gerçeklerin bazılarını kendine saklayabilecek ketumluk şart. Bu bölümde yalan severler için bir parantez açayım; eğer illa söyleyecekseniz yalan konusunda usta olduğunuzdan emin olun. Yoksa karışmam.
• Aşçı yamağı kabilinde herhangi birini planına ortak etmeyeceksin. Edilecek kişiler ancak küçük hedeflerini bilmeli. Büyük resmi asla paylaşmayasın aman. Böyle intikam alacağım bundan/bunlardan diye zinhar dökülmeyesin. Bilirsin bir yemeğe çok şef karışmaz. Ama bak küçük hedeflerle yardımcı oyuncu kullanabilirsin. Başrolü kaptırmak istemeyiz değil mi bebeğim.

Püf Noktaları:
Şimdi gelelim ana hatlara, püf noktalara. Bu aşamada sana olay verip üzerinden intikam senaryosu yazmayacağım elbette. İşin prensibini anlatacağım. Durumlara göre sen yazacaksın senaryonu.
Her türlü cins/cinsiyet durum koşul olayda ortak kural: intikam sürecinde eş zamanlı olarak o kişiyi havalara kaldır. Şımart, alkışla….Tırmansın da tırmansın. Hemen “olmaz” deme. Şöyle düşün elinde bir tabak var onu kıracaksın bu kesin. Ama tuz buz emek istiyorsan en tepeden atacaksın. Sen beni dinle şişir de şişir, önce zirveye taşı.
Örnek olarak
Diyelim ki sen hatunsun intikam alacağın kişi de hatun. Bu senaryoda konu ne olursa olsun en acı intikam sevdiceğini elinden almak veya elinden almaya değer biri değilse veya senin zaten bir sevdiceğin varda bu topa giremiyorsan sadece onun çapkınlığını hatuna ispat etmektir. Bu durumda şöyle başlıyoruz. “Aman da ne yakışıyorsunuz, ne cici bebişleriniz olur. Keşke sizin gibi bir çift olabilsek. Bak diyim, bu adam seni seviyor” diye diye hatunu adama iyicene aşık edeceksin. Ben buna Kopça Paradoksu diyorum. Kopçayı açmak için iki ucunu kavuşturur yaklaştırır gibi yaparsın da en birleşik anında ayırıverirsin hani. Tam da o hesap. İyice vıcık olsun. “Aman da ne tatliş sevgilim var benim” desin. Tam da öyle dediği anda o sevdiceğinin sana yazıldığı gerçeği ile kendini dondurma cips ve dolayısıyla yüzündeki sivilcelere teslim ediversin.
• Hatun olarak hatundan intikam alacaksa her daim sevdicekten yürü derim. Ama tabi şartlar buna müsait olmayabilir. Senin sevdiceğin vardır ya da onun sevdiceği yoktur. Ya da vardır bir sevgilisi ama hödüğün önde gidenidir. Bu durumda hatunu ondan kurtarmak ödül olabilir. Ya da ne bileyim intikam alacağın kişi 80 yaşındadır bu durumda sevdiceği de Ramses kıvamındadır ki onu da mide kaldırmaz. O zaman ne yapacağız değil mi?
Merak etme o da var.
• Şimdi tepeye tırmandırma kuralı burada da geçerli. BKZ Kopça Paradoksu yani Pohpohlamaya devam… Sonrası ise neyin intikakımını alacaksın’a bağlı.
• Bir kere hikayelerin ana fikri kısasa kısas olmalı. Yani intikamın paralel olacak.
• Diyelim ki senin özgüvenini yerle yeksan etti. Sen de onunkini edeceksin. Konu başka olsa da hedef ego parçalamak olacak. En güzeli kilo, güzellik, yaş gibi kadınsal mevzulardan gir. Örneğin düğün dernek, mezuniyet vb için hazır ve kendine göre süslü. Ver coşkuyu aman da bu kesim sana ne yakışmış, bu renk inanılmaz gitmiş, peri kızı ya da yaşa göre Afrodit gibi olmuşsun filan filan. Şişir de şişir.
Cümlenin sonunda gözlerini gerçekten az da olsa arızalı bir yerde birkaç saniye fazla tut. (bel bölgesi yağlanması, çarpık bacak, ayakkabılardan fırlayan çirkin ayak parmağı filan olabilir. Vardır elbet bir kusuru. Adriana Lima gibi bir modelle dolaşmıyorsundur herhalde. Bul işte. O zaten takılacak. İncelemeye başlayacak. Sessiz kal. Bekle sorsun. Çok mu çıkıyor belim, ay bu ayaklarım da şişmiş mi acaba gibi bir şey gelecek. Heh işte orada ondan taraf merhametli kişiyi oyna. Canım istersen bir kemer ayarlayalım bak bu çok yakışır sana… Ayakkabıları biraz çıkar istersen saati gelince giyersin boşa yorma kendini gibi. Kısaca cevabın buzz gibi “evet” ama öyle ciciş ve anaç ifade ettin ki bir cacık diyemez. Ama o gece de ona zehir olur masadan da zor kalkar.
• Diyelim ki sevgilin seni en beklemediğin anda terk etti. Sen de onu terk edeceksin. Ama bunu hemen yapmayacaksın. Çünkü o sana döndüğünde bunu bekliyor ve tetikte olacak. İnce ince dantel gibi işleyip artık tamam dediği yerde yapacaksın bunu. 3-5 aylık maratondur. Ciğerine güvenen girsin bu kulvara. Yoksa bul bir taşşşş gibi sevgili ya da samimi arkadaş, çek 3-5 aman sabahlar olmasın eğlencesinde sarmaş dolaş foto, koy sosyal platformlara bitti gitti.
• Seni iş yerinde gömdü. Net şekilde sen de onun gömüldüğünü göreceksin. Burada tavsiyem sen gömme. Herkes hatalar yapar genelde de en yakın iş arkadaşları onları ipten alır uyarır. Şimdi intikam almayı düşündüğüne göre bu aslında sana yakın biri ve muhtemelen sen de onu bir veya birkaç kez hatalardan önce uyarmışsındır. Yapacağın şey net. Bir dahakine uyarma ve en baba kuralı uygula ver coşkuyu ah senin bu profesyonel zekana hayranım şekerim diye ilerle. Bırak kendi kuyusunu kazsın.
• Şimdi yukarıdaki maddede yazarken aklıma geldi. Açıklayayım. Bence intikam yakınında olup seni kıran, yıkan mahvedenden alınır. Yoksa dış kapının mandalı seni üzdüyse senaryo bence tek. Yok gibi davran. Bir insandan alabileceğin en büyük intikam onu yok saymaktır. Düşün biraz biri senden bahsederken ismini hatırlayamamış mesela. Ne ezik değil mi? Bazı durumlarda inan ….. sıfatı eklese senin adının başına daha iyi olabiliyor. Çünkü senin en temel olgunu yok sayıyor. Senin kararların hislerini geçtim sen yoksun. Egonu ezdi, varlığını ezdi ne berbat şey değil mi? Duygularının anlaşılmaması birçok durumda kavga sebebiyken yok sayılması sence de en beteri değil mi?
Neyse toparlayayım. Gereğinden fazla uzattım.
Kararlı, sabırlı, akıllı ol. Birden fazla intikamı aynı anda alma. Hatundan alacaksan birinci öncelik aşk hayatı ikincisi fiziksel özellikleri olsun. (Bakınız Kopça Paradoksu). İş hayatında bırak kurtarma sadece pohpohla yeterli. Yakının değilse intikam bile alma.
Aman ne kolaymış aslında ne uğraştım bu kadar uzattım:)
Sakalsız bıyıksız kal. He ama bak benden intikam planlayan varsa onu demedim. Onu da yeri gelmişken izah edeyim. Sevdiceğimi ikna etsin aman sana sakal bıyık ne yakışıyor diye. Olur da inanır sakala bıyığa verirse kendini bilki bu hayat bana zindan.

Taşşşş Fırın

Taşşşş Fırın

Resme ya da başlığa bakıp aldanma. Vallahi yemek tarifi vermeyeceğim. İki satır (vallahi kısa bu sefer) tavsiyede bulunup gideceğim.
Ben Taş Fırın erkeğiyim, öyle zırt pırt seni seviyorum diyemem diyen erkeğe tavsiyem:
Hatunlardan vazgeçip Lahmacuna yürüsün. Üremek istediğinde de minnak tatliş fındık lahmacunları olsun. Mevzuu taş fırınlıksa en güzel ürün bence bu.
Bırak öpmeleri sevmeleri naif ruhlar, sevmesini bilenler yapsın.

Kokulu Bir Dilek

Kokulu Bir Dilek

Güzel bir yeni yıl dileği ile başlayayım istiyorum. Ne dilesem diye düşünürken, en muhteşemini buldum. En güzel dileğim/duam tüm sevdiklerim ya da henüz tanışmasam da sevilesi insanlar için şudur ki….
“Vuslat kokulu günlerin olsun ey dost”
Özlenen sevgiliye, beklenen askere, eve dönen evlada, memlekete vardığında elini öptüğün anaya/ataya, tüm sene beklediğin deniz kokan tatil beldesine, çok istediğin para ve güç kokan terfiye, kaybedince kıymetini anladığın sıhhatine vuslat koksun mesela… Gönlüne göre seç içinden.
İddiaya girerim ki: dileklerimden bazılarını seçtin/sevdin/benimsedin bazıları için ise “buna ne gerek var” dedin. Ama kesinlikle “vuslat kokar mı hiç?” demedin. Neden biliyor musun? Vuslat da her olay, her duygu, her anı gibi kokar da ondan.
Çok isteyip özleyip kavuştuğumuz anıları çağıralım şimdi. Var mı kokmayanı? Çocukluğunda dinlediğin ninniler, annen kokmuyor mu mesela? Ve şanslıysan her ziyarete gittiğinde vuslatta aynı huzuru koklamıyor musun hala?
İlk öpücüğün ne kokuyor hatırla. Belki hediye edilen/alınan gül/güller ya da belki sinemadaki patlamış mısır kokusudur ilk öpücüğün? Şarkının dediği gibi çamların altındaysa ilk busen, belki de çam kokusudur senin ilk ürpertin. Paylaşmasan da olur mahremini. Tek ricam hatırla. Mutlaka kokuyor vuslatların.
Evladın dünyaya merhaba dediği zaman, sen onu ilk kez kucağına aldığında vuslatların en güzel kokanı değil miydi yaşadığın? Değilse söyle. Cidden, öyleyse ben de en sevmediğim parfümü sürüp sürüştürüp mekanın en yakışıklısına yanaşıp karizmayı yerle yeksan etmezsem bu işten anlamıyorum demektir.
Haftada bir gittiğin ibadethanendeki gül, tütsü ya da mum kokusu olabilir huzura vuslatın.
Ya da belki iple çektiğin cumartesi gecesindeki anason kokulu balıktır vuslatsızlıklarının tek tatlı kokusu.
Yorma işte beni, kendin düşün ve bul. Vuslatların ya da vuslatsızlıkların mutlaka kokuyordur.
Bul ve dileklerimi kabul buyur lütfen. Vuslat kokulu günlerin olsun ey güzel dost.
Hadi bugün serbest olsun, dilersen sakalla bıyıkla uyu.