Yine can kurtaran fikirlerim var.

Yaşınız 30 ve üzeri ise en kral risotto ya da özel kurslarda öğrendiğin suşiyi de yapsan aile büyüklerine beğendirme ihtimalin Türkiye şartlarında % 5’in altında.

Risotto yiyen 60 yaş üzeri çoğu anne baba -hele ki sen biricik çocuklarını ayartıp ellerinden aldıysan- seni şöyle tanımlar “lapa olmuş pilava, en pahalısından mantar ekleyip bütçenin belini büken servet katili”.

Suşi ikram ettin diyelim. Bir hamsi kızartamamış, pişirmeden bir de lapa pirince sarmış koymuş diyerek suşi yerine senin emeğinin hakkını yiyecektir.

Şimdi napalım yani, kızalım mı? Hayır. Bence hata sende. İyi bir şefin olması gereken özelliklerinden biri de farklılık önermekle birlikte çok abartmamaktır. Genel yemek alışkanlıkları, yaş aralığı, varsa alerjik durumlarını bilmediğin insanlara neden yemek yaparsın zaten anlamam.

Peki napıyoruz? Sürekli kuru fasülye/pilav ya da hamsi tava da olmaz. Hele ki mutfak tecrübesinde senden en az 20 sene önde olan biriyle yarışamayacağından, çok farklı olmamakla birlikte bildik lezzetleri hafif farklı şekillerde sunarak ekstra puan almaya gayret gösteriyoruz.

Ben çoğu yemeği bu motto ile yapıyorum. Biraz farklılık olursa, elma ile armut kıyaslanmaz mantığı ile ne sen üzülüyorsun, ne başkası.

Bu motto ile bazen menülerde yer verdiğim tariflerden biri de Subjektif Somon

Netice: Balık ikram ediyorsun. Yetmezmiş gibi görüntüsü resim gibi, sağlık kriterlerine uygunluğu tartışmaya açık değil, uğraşılmış bir sanat eseri. Aslında oldukça da kolay.

“İnkişaflı Somon” adını vermeyi istedim ama gençler tarafından anlaşılması zor oluyor. Tevellütü fazla olanlar ise hemen anlayıp, “inkişaf o şekilde kullanılmaz” konulu uzun ve sıkıcı bir konuşmaya başlıyorlar.

Subjektif iyidir. Hem anlamayanı buldun mu Fransız mutfağından der içten içe gülersin.

Neyse Hadi başlayalım. Porsiyon hesabı: İri dilimlerden kişi başı bir dilim gayet doyurucu oluyor.

Geniş ve çok derin olmayan bir tencere (Kapaklı)

5 iri dilim Somon

Yarım demet Maydanoz

3 Orta Boy Kuru Soğan

7/8 dal dere otu

Bir tutam fesleğen, 2 tutam kekik

Tuz, Karabiber

3 büyük domates, 3 / 4 adet köy biberi

2 diş sarımsak, Yarım Limon

Soyulmuş kuru soğanları kalın halkalar halinde doğrayıp tencerenin altına diziyoruz. Eğer soğanı da yemek gibi bir düşünceniz varsa miktarı iki katına çıkarın. Bu verdiğim miktarın çoğu tencerenin altında karamelize olup yatak görevi görüyor. Dilerseniz domateslerin hemen üstüne bir kat daha soğan halkası koyabilirsiniz.

Soğanların üzerine Somonları, derileri alta gelecek şekilde yerleştiriyoruz. Üzerine biraz tuz serptikten sonra, doğranmış kalın çubuk halindeki yeşil biberleri, doğranmış maydanozu, halka domatesleri  ve soyup ortadan ikiye böldüğümüz sarımsakları ekliyoruz.

Domateslerin hemen üzerine kekik, kuru fesleğen ekleyip en üstüne yarım halkalar halinde doğradığımız limonları (kabukları ile koyacağımızdan iyice yıkamanızı, mümkünse doğramadan önce suda bekletmenizi öneririm) diziyoruz. En tepeye ise kıyılmış dereotlarını ilave ediyoruz.

Şimdi tencerenin kapağını kapatmadan önce yapılacak son bir iş kaldı.  Görüntüye bakıp gülümsüyoruz. Hem lezzetli hem sağlıklı olan nadir karışımlardan birini yaptığımız için kendimizi içten içe tebrik ettikten sonra kapağını kapatıp orta ateşte ocağa alıyoruz.

Kesinlikle su veya yağ koymak yok. Somon zaten kendisi yağlı bir balık olduğundan ilave yağ koyduğunuz takdirde ağırlaşacaktır. Oysa biz kadife gibi dilinizden boğazınıza doğru kayıp gidecek ve keyiften gözlerinizi kapatmanızı sağlayacak bir lezzet peşindeyiz.

Yağ koymayın, koydurmayın.

Orta ateşte tıkırdamaya başladıysa domatesler ve somonlar suyunu vermeye başlamıştır. O andan itibaren 20 dakika pişirmenizi öneririm.

Afiyet olsun,


0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir